Futbol depremi

Futbol depremi


       İstanbul şimdi de "futbol depremi"yle sallanıyor.
       Sporda Kopenhag ölçütlerine uyma sorununu hiç aklımıza getirmediğimiz için tepkilerimiz "Türk usulü" olmaya devam ediyor.
       Diyelim Milli Takım, Avrupa finalinde...
       Galatasaray, İtalyanları devirmiş.
       Fanatik taraftarı tutmak ne mümkün. Yarı beline dek araçlardan sarkmış insanlar, sanki "kıyamet"in habercisi. Silahlar ateşleniyor. Trafikten sağ çıksanız bile, balkonda ya da pencerede hissenize düşen "sevinç kurşunu"ndan "acil"i boylamayacağınızın garantisi yok.
       Futbolcunun can güvenliğinin sade vatandaş kadar bile olmadığı "Rüştü olayı"nda görüldü. Yönetim, "arena" misali zavallı oyuncuları kan görmek isteyen tribünlerin önüne attı. Fenerbahçe kalecisine saldıranlar da "İçimizdeki Romalılar" olmasın!
       Türkiye'de yaşamanın "heyecan verici" yanı da bu değil mi?
       Ya İsveç gibi dokuz ay kar altında yaşarken sıkıntıdan "buzdolabı"nı icat eden bir ülkenin vatandaşı olmanın "dayanılmaz mutluluğu"nu düşünebiliyor musunuz? Ulusal geliri on katımız da olsa bize gitmez! Futbol fanatiğinin kurşunu iki yaşındaki yavrusunu çadırda bulsa da, depremdeze ailelerin bir bardak çayla "maç keyfi" önlenemez.
       Doğrusu son aylarda futbolda halkımızın "makus talihi" ile ters orantılı başarılar, günlük kaygıların unutulmasına vesile oluyor.
     "Medya maydanozları" sıralamasında da, deprem uzmanlarıyla spor otoriteleri baş başa gidiyor. Fenerbahçe'nin Pendik faciasının İstanbul'u olası deprem kadar sallaması sürpriz değil. Zeman'ın takıma verdiği zarar, "yıldızlara bakarak" deprem kehanetinde bulunan Litvanyalıdan az sayılmaz.
       Tahminimiz, müstakbel yönetim Fener'in başına Litvanya'dan bir yönetici getirirse Türkiye AB'ye girmeden önce şampiyonluk garantilenir. Almanların dediği gibi, bu süre herhalde "20 seneden önce olur!"
       Pendikspor Kulübü'nün topyekün transferi, olmuyorsa facianın yaşandığı sahanın satın alınarak Aziz Yıldırım'ın "müteahhitliği"nde toplu konut alanı olarak projelendirilmesi de 2005 - 15 yıllarına dönük şampiyonlukta gerçekçi bir "yol haritası"dır.
       Sergen'i, "Fatih'in aslanlarını yoldan çıkarsın" diye Galatasaray'a gönderip ilerde antrenör olarak faydalanılması düşüncesi fena taktik değil. Kimin aklına geldiyse helal olsun!
     Fenerbahçe'nin "egemenlik hakları"na karışmak bize düşmez. Üstelik bir Beşiktaşlı olarak kendi takımımızın durumunun sarı kanaryalardan beter olduğunu görüyoruz. Kartal'ı kargaya çevirdiler. İtiraf etmeliyiz ki, Galatasaray maçları öncesinde eşi dostu arayıp bahse girmeye bile cesaret edemiyoruz. İnönü'deki zafer gecelerini çoktan unuttuk.
       Neyse, futbola dalarak siyasetten uzaklaşmayalım. Spor yazarlarının sahasında top dolaştırmanın, kalem oynatmanın "etik" sancılarını gözeterek noktayı koyalım:
       Ülkemizde spora ilginin futbolla sınırlı kaldığı... Paranın yönetiminin "forma aşkını" bitirdiği... Profesyonelliğin "kalitesiz" yabancılara milyon dolarların saçıldığı alışverişten öteye geçemediği... Piyasadaki "tefeciler"in asırlık kökleri, geleneği olan "üç büyükler"in sezonluk zaaflarını sömürdüğü... "Televole" kültürünün yaşam biçimine dönüştüğü bir ortamda standartları geliştirip, "başarı çıtası"nı yükseltmek zaman alacaktır.
       Pendik depremi, öteki kulüpleri de tetikleyecek gelişmelerin habercisidir!



Yazara E-Posta: d.sazak@milliyet.com.tr