Futbolda para

Futbolda para


       Time dergisinin, paranın gücünün futbolu ölüme sürüklediğini anlatan kapak röportajıyla, Fatih Terim'in İtalyan kulübü Fiorentina'ya transferinin aynı güne rastlaması, Galatasaray'daki "şok"u ikiye katlamış olmalıdır.
       UEFA Kupası'yla tarihi bir başarıya imza atan Cimbom'un Ankara'daki prestij turunun üzerinden kaç gün geçti?
       Başbakanlık'ta ve Meclis'te liderler tarafından ulusal kahraman gibi karşılanan ve ANAP grubunda çıkarıldığı kürsüden, alkışlar arasında "Kararımı Galatasaray'da kalma yönünde kullanacağım" diyen Fatih Hoca değil miydi?
       Türkiye, duygu toplumu olduğu için Galatasaray'ın sonuçta profesyonel bir kulüp olduğu, futbolcular ve teknik yönetim Avrupa ölçeğinde başarılara imza atsalar bile "transfer zamanı" paranın öne çıkacağı unutuldu. Yetmedi, futbolun rüzgarını siyasete tahvil etmeye çalışan kadrolarca Galatasaray'a devlet kesesinden yapılacak yardım açık artırmaya çıkarıldı. Eli sıkı olanlar bile 5 - 10 milyon dolar vaat ediyordu.
       Buradaki etik sorun, yardım yasasının karara bağlanacağı Meclis'in neredeyse yarısının Galatasaray Kulübü'nce Kopenhag'daki finale götürülmüş olmasıydı.
       Milletvekilleri, "Şampiyon Galatasaray"a sempatiyle bakacakları için yardım yasası öteki kulüpler açısından haksız rekabete, eşitsizliğe yol açabilirdi. Yine de başarının ödüllendirilmesi, Türkiye'nin tanıtımı gibi gerekçeler, sembolik de olsa parasal desteğe taraftar toplayabiliyordu.
       Çünkü kupanın Galatasaray'a maliyeti ağır olmuş, kulüp, yönetimin de kusuruyla borç batağına saplanmıştı. Şirketleşme ve Terim'e tanınacak yetkiyle belki bir çıkış bulunabilirdi.
       Sarı - kırmızılı topluluk "mutlu son"a kendini alıştırmaya başladığı sırada Fatih Hoca'nın Roma kaçamağı herkesi rüyadan uyandırdı.
       Time'ın kapağındaki top artık eskisi gibi yuvarlak değildi. Dolarlar, marklar, poundlar dikişleri atan futbola zarar veriyordu.
       Terim de ülkesindeki "imparator"luğa boşverip, bir gecede "sinyor" unvanını alırken Avrupa'daki kariyeri kadar, olası kazanımlarını da hesaplamış olmalı. Galatasaray'daki maddi sorunlarla boğuşup, gol attıktan sonra kendisine cipin kontak anahtarını hatırlatarak çizmeyi aşan (Zavallı taraftar da kulübeye koşan Hakan'ın coşkusunu atılan gollere bağlıyordu!) futbolcuyla uğraşmaktansa İtalya'ya gitmeyi yeğledi.
       Cesur ve iddialı bir karar aldı.
       Dileriz başarılı olur.
       Galatasaray'ın bu yılki performansında Beşiktaş ve Fenerbahçe de lige erken havlu atarak pay sahibi olmuşlardı; Fatih Hoca'yı tutamayan Süren yönetimi hiç olmazsa ezeli rakiplerine borcunu ödemiş oluyor!
       Son söz Mustafa Denizli'ye!.. Fenerbahçe'ye transfer olan Milli Takım'ın Hocası 11 Haziran'da başlayacak "Avrupa 2000" öncesinde mesaisini Aziz Yıldırım'a harcamakla aklının yeni kulübünde olduğunu gösterdi.
       Avrupa'nın güçlü ülkeleri Brezilya dahil dünya devleri önünde kendilerini denerken Türkiye, doğru dürüst hazırlık maçı bile yapmadı. Liglerden kalan enerji de, cep telefonlarıyla "bonservis" pazarlıklarında tüketildi.
       Ümitlerin başına geleni A Millilerin yaşamasından korkarız!
       Pahalı transferler, dev bütçeli kulüpler, şifreli kanallar futbol sevgisini öldürüyor mu? Ne dersiniz?..



Yazara E-Posta: d.sazak@milliyet.com.tr