Hamile kız

İstanbul’daki öğrenci protestolarında polis şiddetine uğrayan genç kız hamileymiş ve karnına aldığı darbeler nedeniyle bebeğini düşürmüş. Genç-Sen üyesi kızın avukatları polisler hakkında suç duyurusunda bulundular. Hamile Genç-Sen üyesinin avukatıyla birlikte basın toplantısı düzenleyen DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi şöyle konuşmuş:
“Polisin şiddetini orantılı ya da orantısız diye tartışmak bile demokrasi ayıbının ta kendisidir. Sayın Başbakan, dün ağlayarak TBMM’de andığın gençlerin bugünkü uzantıları dün dövdürdüğün gençlerdir. Demek ki Deniz Gezmiş’in, Erdal Eren’in adı sadece referandum içinmiş. Mavi Marmara gemisine yapılan saldırı ile dün gençlere yapılan saldırı arasında hiç fark yoktur. Silahsız gençlere gazla, copla saldırmak İsrail vahşetinden az değildir. ‘12 Eylül’e karşıyım’ diyen iktidar 12 Eylül ürünü YÖK’e karşı dosya vermek isteyen gençlere cop ve gaz ile saldırı emri verilirken gerçek yüzünü sergilemiştir.”
Bebeğini düşüren genç kız da, “Hamileyim” diye bağırmasına karşın polisin acımasız darbelerinden korunamadığını anlatmış.
Dolmabahçe ve Çamlıca’daki köprü gişeleri önünde pazar günkü yaşanan olaylar haklı olarak “İleri demokrasi bu mu?” sorgulamasına yol açtı.
İktidarın, “demokrasi” tanımında 12 Eylül öncesi ve sonrasında gözlenen fark, bu tür olaylarda kendini daha fazla gösteriyor. Gerçi 1 Mayıs’larda, TEKEL direnişinde işçi ve memur sendikalarının, kamu emekçilerinin Kızılay’daki gösterilerinde geçmişte de tazyikli su, gaz gibi “orantısız” yöntemlere başvurulmuştu. Eski İstanbul Valisi ve Emniyet Müdürü Muzaffer Güler ile Celalettin Cerrah’ın adları “Gazcı Kardeşler”e çıkmıştı.
Ancak 12 Eylül referandumunda Başbakan’ın 1980 darbesindeki mağduriyetlerden hareketle daha özgürlükçü, “ileri demokrasi” vizyonu çizmesi, Erdal Eren’in yaşı büyütülerek idamını hatırlatması, Musa Anter örneğini vererek faili meçhullerin üzerine gidileceğinden bahsetmesine karşın, verilen “söz”ler tutulmadığı gibi tam tersi bir sertleşmeye gidildi.
Faili meçhullerle ilgili önergeler AKP tarafından inatla reddediliyor.
AKP, referandumda çıkan yüzde 58 “evet” oyuna bakarak tabanını sağ muhafazakârlıktan merkeze hatta “12 Eylül hesaplaşması” nedeniyle CHP’nin terk ettiği “sol”a doğru genişletmeye çalışırken, o açılımın gerektirdiği daha özgürlükçü, hoşgörülü demokrat bakış açılarının aksine daha “baskıcı”, “totaliter” bir görüntü çiziyor.
Üniversite gençliğinin demokratik bir hak olarak başvurduğu protestolara karşı sergilenen sertlik ve tahammülsüzlük AKP’nin “ileri demokrasi” söyleminin içini boşaltıyor. “Mağduriyet” dilini nefrete dönüştürüyor.
Başbakan’ın hoşgörüsü İmam Hatip’lerle sınırlanmış oluyor. Hamile kıza indirilen darbeler, YÖK’ü protesto eden öğrencilere yönelik cezalar bir demokrasi ayıbıdır.