Hatemi gençliği

Hatemi gençliği


İran devrimi, 20'nci yılında Tahran Üniversitesi'nde başlayan ve öteki kentlere de sıçrayan "gençlik olayları"yla sarsılıyor.
1997 seçimlerinde Muhammed Hatemi'nin ezici çoğunlukla cumhurbaşkanı seçilmesinde etkili olan İranlı aydınlar, Humeyni rejiminin bekçisi mollaların baskısına karşın, "söz" verilen "reform"ların yapılması zamanının geldiğine inanıyorlar.
Gençliğin başkaldırısı ilk bakışta "Devrim"i hedef almaktan uzak görünüyor. Tahran'daki olaylar, "özgürlükçü" görüşleriyle öne çıkan ve son olarak "karanlıktaki kimi siyasi cinayetlerin ardında devletin istihbarat örgütünün bulunduğuna ilişkin belgeler yayımladığı için" kapatılan Selam Gazetesi Genel Yönetmeni Muhammed Hoeniya'nın tutuklanması nedeniyle tırmandı ve öğrenci yurtlarının basılmasıyla doruğa çıktı. Meclise sunulan yeni baskı yasaları da bardağı taşıran damla olmuştu. Protesto eylemleri birinci haftasını doldururken, polisle öğrenciler arasındaki kanlı çatışmaları Hatemi'nin "sükunet" tavsiyesi de engelleyemiyor.
Humeyni'den sonraki dini lider Ali Hamaney'in kampus baskınını "kabul edilemez" diye niteleyip, "yüreğim yaralandı" sözleriyle gönül almaya çalışması da öğrencileri yatıştırmaya yetmedi.
20 yıl önce Şah'ı devirirken, oyuna gelen ve rejimi mollalara teslim eden aydınlar "özgürlük"lerin önüne çekilen muhafazakar "duvar"dan iyice bunalmış durumdalar. Radikal dincilerin baskısı artarsa bu duvarın yıkılması uzun sürmez! Bir milyonu aşkın üniversite kitlesi, toplumun en dinamik kesimini oluşturuyor ve bu insanlar İran'ı artık çağdaş dünyaya açma zamanının geldiğinin farkındalar. 1979'daki devrimin temelinde, ülkesi fakirleşirken kendisi ve generalleri zenginleşen diktatöre, İran Şahı'na duyulan tepkinin büyük payı vardı. Aydınların tarihi yanılgısı, "Önce Şah gitsin, mollaları nasıl olsa hallederiz" düşüncesinden hareketle dini silah gibi kullanmaları oldu. Cami cemaati ve "çarşı" örgütlendikten sonra cuma mitingleri ve akşam ezanlarıyla halkı ayaklandırmaya birkaç ay yetti. Ve Şah'ın terk ettiği İran, gücünü siyasal İslam'dan alan yeni bir otoritenin, Humeyni rejiminin eline geçti.
İran Devrimi 1980'lerde Irak'la sürdürülen 8 yıllık savaşın da etkisiyle kök salmakla birlikte dışa kapanan rejim, ülkedeki yoksullaşmaya engel olamadı. Artan nüfusun da etkisiyle İran'da insanlar Şah dönemini arar hale geldiler. Humeyni rejiminin vaat ettiği "yeryüzü cenneti"nin yerini, eşitliği sefalette sağlayan "katı" bir toplum düzeni almıştı. 1970'lerde Ortadoğu'nun en güçlü ülkelerinden biri olan İran, BM'nin İnsani Kalkınma raporlarında Ürdün'den sonra (95'inci sırada) geliyor.
Demek ki, "devrim ihracı" karın doyurmuyor!
Kadınları kara çarşafa kapatmak, doğurganlığı teşvik edip devrim muhafızı yetiştirmek, dini esaslara dayanmayan rejimleri düşman ilan etmek, yeni kuşakları çağdaş dünyadan uzak tutmak, İran gibi kültürünü bin yıllık tarihi birikiminden alan bir toplumu mutlu etmeye yetmiyor.
Hatemi gençliğinin mutsuzluğunu, özgürlüklerin yanısıra yaşamın nimetlerinden "bu dünyada" yararlanma beklentisinde de aramak gerekiyor.
İran'daki gelişmeler, "bizim şeriatçıları" da şaşırtmış olmalı... Özgürlük ve liberalleşmeyi başörtüsünde arayan "radikal İslamcı" gençlik, Tahran Üniversitesi'ndeki olaylardan ders çıkarmalıdır.




Yazara E-Posta: d.sazak@milliyet.com.tr