Hindistan örneği

Mumbai’de (Bombay) 174 kişinin ölümüyle sonuçlanan saldırılar, “Hindistan’ın 11 Eylül’ü” olarak yorumlanırken, İçişleri Bakanı ve Ulusal Güvenlik Danışmanı’nın istifaları ülkedeki demokrasi geleneğinin “etik sorumluluk” ve “hesap verebilirlik” açısından ne denli kökleştiğine örnek gösteriliyor.
Times of India gazetesi, ülkenin yaşadığı trajedi karşısında “Politikacılar oyalanırken masum insanlar ölüyor” diye manşet atmış.
Bu tür başlıklara yabancı değiliz. Türkiye gibi son kırk yılda 40 bin insanını şiddet olaylarına kurban veren bir ülkede medya defalarca bu duyarlılığı sergiledi.
1 Mayıs katliamı... Çorum, Kahramanmaraş olayları... Abdi İpekçi, Kemal Türkler, Gün Sazak, Doğan Öz, Muammer Aksoy, Bahriye Üçok, Turan Dursun, Ahmet Taner Kışlalı, Necip Hablemitoğlu, Musa Anter, Hrant Dink cinayetleri... Madımak Oteli’nde 37 aydının yakılması... Ve Susurluk-Ergenekon hattında işlenen “faili meçhul”ler.
Türkiye’nin de uzun bir “siyasi cinayetler tarihi” var.
Terörden vazife çıkarmaya çalışan “askeri darbeciler”in hükümetleri devreden çıkarması dışında bakan ya da başbakanların bunca kanlı olaydan sonra “vicdani” muhasebe yaparak görevden ayrılmaları alışılmış bir durum değil ülkemizde. Milliyet dahil gazetelerin Hindistan örneğini manşete taşımaları anlamlı.
Zor bir dönemden geçiyor Hindistan demokrasisi.
Ana oğul Gandhi’leri 1980-90’larda suikasta kurban vermiş ülkede Huntington’un “Medeniyetler Çatışması” tezini güncelleştiren olaylar yaşanıyor.
Keşmir sorunu nedeniyle Hindistan ordusunun Müslüman azınlığa yönelik baskısı, Afganistan ve Pakistan’dakine benzer “radikal İslamcı genç hareketleri” besliyor. Mumbai’deki Tac Mahal Oteli’nde yaşananlar, Hindistan yönetiminin “yumuşak karnı”na işaret ediyor.
Küreselleşme rüzgârından yararlanarak Çin ile birlikte sanayileşmede, bilim ve teknolojide “dünya devi” olmaya aday zenginleşen bir Hindistan. Öte yandan “sınıf uçurumları” ile adaletsizlik, eşitsizlik ve yoksulluğu besleyen bir sistem. Keşmir’deki “sömürgeci” zihniyetin de İslami radikalizme ortam hazırladığı belirtiliyor.
Washington Post, saldırıların zamanlamasına dikkat çekiyordu.
Beş eyalette yapılacak seçimlerin iktidardaki laik Kongre Partisi ile milliyetçi muhalefet partisini karşı karşıya getirdiği ve “Müslüman oyları kendine çekmeye çalıştığı gerekçesiyle teröre karşı yumuşak davranıyor” diye eleştirilen hükümete yönelik kampanyanın toplumu kutuplaştırdığı belirtiliyor.
Ordu ve polisin sertlik ve şiddet politikası karşısında “Müslüman gençlerin radikalleştiği” öne sürülüyor.
Tarık Ali, Keşmir’deki koşulların Tibet’ten daha beter olduğunu yazıyor.
“Hindistan’ın 11 Eylül”ü salt güvenliğe, etik sorumluluğa değil, “Barış ve hoşgörüye, insanca yaşamaya olan ihtiyaca da” işaret ediyor.