Hrant’ın yaşamı

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ndeki Hrant Dink davası Türkiye aleyhinde sonuçlandı. AİHM, Türkiye’yi tazminat ödemeye mahkûm ettiği kararında “yaşam hakkı” ihlalini öne çıkardı; Dink’in korunamadığını, “Türklüğe hakaret ettiği” gerekçesiyle verilen mahkûmiyetin ise ifade özgürlüğüne aykırı olduğunu duyurdu Strasburg’daki yargıçlar.
Milliyet’in dünkü manşeti anlamlıydı: “Utanç ve Gurur.”
Bir yanda Hrant Dink kararı, öte yandan Dink suikastının peşini bırakmayan Milliyet muhabirinin IPI tarafından “Dünya Basın Özgürlüğü Kahramanı” olarak ödüllendirilmesi.
Nedim Şener, Viyana’daki törende “Dink’in hakları ölümünden sonra da çiğnendi” diye konuşmuş.
Dışişleri Bakanlığı, AİHM’deki “mahkûmiyet” kararına itiraz etmeyeceklerini açıkladı.
Neo naziler üzerine kurulan “skandal” savunmadan sonra zaten söylenecek ne kalmıştı?!
Dink ailesi, AİHM’de kazanılan davanın Hrant’ı, ırkçı bir şiddetin hedefi haline getiren “Türklüğü aşağılamak” gibi haksız bir suçlamadan aklandığı için buruk bir mutluluk içinde. Eşi Rakel Dink, kararı “doğum günü” armağanı olarak yorumlamış. Dün İstanbul’da Hrant, özel bir gecede anıldı. Tuba Çandar’ın kaleme aldığı “Hrant” biyografisi Anadolulu bir Ermeninin yaşamından kesitler sunuyor, AGOS gazetesindeki yazıları nedeniyle Hrant’ın etrafında örülen suikast çemberi anlatılıyor. Ergenekon sanığı Veli Küçük’ten aldığı tehditleri, ölümünden 9 gün önce bir yakınına anlatmış. Mahkeme önlerinde uğradığı saldırıların, 301’den doğan mağduriyetin Hrant’ı Pelitli’deki çetenin açık bir hedefi haline getirme organizasyonu olduğu ancak ölümünden sonra kabullenildi.
Bu organizasyon valiliğe çağırılıp uyarıldığı, tehdit edildiği günlerde yapılmıştı.
İstanbul’da görülmekte olan dava, nedense bu “derin devlet” organizasyonunu açığa çıkaracak yönde ilerlemiyor.
Hanefi Avcı’nın kitabındaki mantık işliyor, “Hrant öldürüldü, katil yakalandı, cinayet aydınlandı.”
Oysa AİHM kararında vurgulanan “yaşam hakkı ihlali” ve tehdit altındaki Dink’in korunmadığı gerçeği, cinayet davası henüz sonuçlanmadığı için, “Hrant’ı AGOS’un önünde öldüren organizasyonun” açığa çıkarılması konusunda Türkiye’deki makamlara “sorumluluk” yüklüyor.
133 bin euro’yu ödeyeceğiz, “Daha ne yapalım?” gibi bir bakış açısıyla bu dosya kapanmaz.
Cinayetin işlendiği dönemdeki Trabzon Emniyeti ve jandarma görevlileri ile İstanbul Valiliği ve Ankara’daki istihbarat teşkilatı arasındaki “Hrant Dink mesaisi” mutlaka aydınlatılmalıdır.
Yasin Hayal, Erhan Tuncel ve Ogün Samast üçlüsünü harekete geçiren güç ortaya çıkarılmadan dosya kapatılamaz. Dava sona erse bile suikastın “siyasi” boyutu eksik kalır.
AİHM’den sonra Türk adaleti de kamu vicdanını rahatlatmalıdır.