Hükümet üstü liderlik

Hükümet üstü liderlik


AKP lideri Tayyip Erdoğan’ın 9 Mart’a ertelenen Siirt seçimlerindeki adaylığı ‘yargı engeli’ne takıldı.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, Siirt’te yapılacak seçimin 3 Kasım’ın devamı niteliğinde olduğu savıyla, Yüksek Seçim Kurulu’nun ‘boşalan aday listelerine yeni isim bildirilir’ görüşüne itiraz ediyor. Başsavcıya göre ‘çekilen adaylar’ın yerine ancak 3 Kasım’da listede gözüken isimlerin üst sıraları doldurmasıyla seçim yinelenebilir. Anayasa değişikliğiyle siyasi yasağı kalksa da Tayyip Erdoğan ya da bir başka yeni adayın Siirt seçimlerine katılmasını Kanadoğlu yasaya aykırı buluyor.
Başsavcının itirazı, anayasa hukukçularını ikiye böldü.
Yüksek Seçim Kurulu’nun da Kanadoğlu’nun müdahalesinden hoşnut olduğu söylenemez.
YSK Başkanı Tufan Algan, ‘yeni bir seçim takvimi’ yapıldığı için Erdoğan’ın adaylığını mümkün görüyor.
Kimi anayasacılara göre, Siirt’te iptal edilen seçim sonuçta bir güncellemedir ve ancak eski aday listelerine göre yapılabilir. Dolayısıyla Erdoğan Çankaya’dan onay bekleyen uyum paketi çerçevesinde, herhangi bir ilden boşalma olması halinde yapılacak ‘ara seçim’i beklemelidir. Erdoğan’ın Meclis’e girmesi için Rize’de milletvekillerinin istifası ve seçimin yenilenmesi yeterlidir.
Hukuki tartışmalar bir yana, siyaseten Erdoğan’ın ‘engelli koşusu’ devam ettikçe Türkiye’de ‘yürütme’nin niteliği Cumhuriyet tarihinde örneği görülmemiş bir şekle dönüşmektedir.
Seçimle gelmiş bir Başbakan ve Bakanlar Kurulu. Onların üzerinde ‘seçilmemiş’ liderlik. Partiden yönetilen hükümet.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, Erdoğan’ın durumunu ‘Anayasa’ya uygun hale’ getirmeye uğraşırken, 3 Kasım öncesinden bu yana ‘mağdurları’ oynayan AKP lideri ‘hükümet üstü’ bir statü kazanmaktadır.
İran’daki eski ‘Humeyni rejimi’ gibi sanki AKP rejimini simgeleyen bir siyasi liderlik var, Erdoğan ‘hükümetin üstünde’ günlük işlere karışmıyor gibi gözükse de hem ‘kabineyi’ yönetiyor hem de dışarıda ‘devlet başkanı’ gibi kabul görüyor.
Kuşkusuz bu ‘filli durum’, anayasal açıdan bir zorlama ve ‘hukukun siyasallaşması’ anlamına geliyor. Ancak Başsavcı’nın girişimleri bu ‘tuhaflığı’ ortadan kaldırmadığı gibi Erdoğan’ın ‘değirmenine su taşıyor’.
3 Kasım öncesi Tayyip Bey’i ‘efsane’ haline getiren de yasaklar ve AKP’yi kapatma davaları olmamış mıydı?
Başsavcılık devreye girmese Erdoğan belki Siirt’ten aday olmayı göze alamayacak!
Seçime girecek. Kazanacak, kaybedecek!.. Kazanırsa Erdoğan’ın ‘savaşın ortası’nda Abdullah Gül’den başbakanlığı alıp almayacağı da meçhul. Tayyip Bey’in şu anki, ‘kral naibi’ konumu çok daha fazla işine geliyor. CHP, ortadan kaybolduğu için muhalefeti de Erdoğan yapıyor!
Engelleme yerine normalleşme ülkenin çıkarınadır.