İki gazete

Cumhuriyet gazetesi haber ve fotoğrafların yer almadığı birinci sayfayla çıktı. Babıâli geleneğinde “beyaz sayfa” sansürü çağrıştırır.
Gazeteler kapatılmasın, gazeteciler hapse girmesin diye haberler matbaada ayıklanırmış. Yazıların yerinin boş bırakılması aynı zamanda bir “protesto” yoludur.
Cumhuriyet de AKP iktidarının muhalif medyayı susturma, baskı altına alma yöntemleri karşısında “yazıdan daha etkili bir yöntemin kaçınılmaz hale geldiği” düşüncesiyle pazar günkü birinci sayfasını boş bıraktı. Sayfadaki beyazlığın alt köşesine “Biz susarsak, kim konuşacak?” notu düşülmüştü. Başyazı ise, “durum”un demokrasi açısından ne denli kaygı verici olduğunu anlatıyordu.
Aynı gün Ciner Grubu’nun gazetesi “HaberTürk” yayın hayatına başladı.
Yeni bir gazetenin çıkışı heyecan vericidir. Başarılar dileriz.
Türkiye medya-siyaset ilişkileri açısından özel bir dönemden geçiyor.
Gazetecilik doğası gereği eleştireldir. Muhaliftir!
İktidarlar ise, muhalefet dönemlerinde yakın durdukları medyayı zamanla etkisizleştirmeye çalışırlar. Eleştirinin dozu arttıkça baskı başlar. ABD’nin saygın gazetecilik ödülünün isim babası “Pulitzer” bir yayıncıdır. Gazete patronudur. Ve ömrü Amerikan başkanlarıyla kavgayla geçmiştir. O dönemde geliştirilen “etik” kurallar ve en başta da “doğruluk” ilkesi, bugün mesleğimiz adına vazgeçilmez niteliktedir.
Bu doğrular çoğu zaman, liderlerin işine gelmez. Ve Doğan Grubu’na yönelik “vergi cezası”nda görüldüğü gibi, ekonomik baskılar başlar.
Cumhuriyet’in pazar günkü “beyaz sayfası” buna da işaret ediyordu:
“AKP, başta ‘Cumhuriyet’ olmak üzere medyanın iktidara karşı bağımsız gazeteciliğini koruyan ve haber özgürlüğünü savunan kesimine, Başbakan vasıtasıyla ve elindeki devlet olanaklarıyla açıkça savaş açmıştır.
Bu gidiş gidiş değildir.
Medyaya karşı, harp süreci öyle bir aşamaya ulaşmıştır ki, “Cumhuriyet”, bu vahim gerçeğin altını tarihsel bir uyarıyla çizmeyi yalnız gazetemiz adına değil; tüm Türkiye’nin var oluşu açısından kaçınılmaz görüyor.
AKP, elindeki devlet olanaklarını pervasızca kullanıyor; kendinden yana medya oluşturmak için gazete, televizyon satın alıyor, kendinden yana olmayan medyaya vergi cezaları uygulamaya yöneliyor, karşıt bellediği yazar ve gazetecilere asılsız suçlamalarla soruşturmalar açtırarak basındaki muhalefeti sindirmeye çalışıyor; bu yolda geniş bir saldırı cephesi oluşturmuş durumdadır.”
28 Şubatçı medyadan yakınan çevreler, “postmodern darbe” süreçleri kadar, sivil diktalar, İslami kimliği ağır basan oligarşik yapılanmalar konusunda da duyarlı olmalıdırlar.
Özgür medya olmazsa demokrasi liginde küme düşeriz.
Cumhuriyet’in sorusu yerindedir:
“Biz susarsak, kim konuşacak?“