İlk kriz

Yeni Parlamento’nun ilk krizi, Diyarbakır’dan bağımsız milletvekili seçilmesine karşın KCK davasından tutuklu bulunan Hatip Dicle’nin “terör örgütü propagandası” gerekçesiyle kesinleşen bir cezası nedeniyle TBMM üyeliğinin YSK tarafından düşürülmesiyle yaşanmakta.
Demokratik Toplum Kongresi, bağımsız milletvekillerine Meclis’i “boykot” çağrısı yaptı.
Diyarbakır’da bağımsızların kaybettiği sandalyenin AKP’li aday tarafından doldurulacak olması da iktidar grubunu krizin tarafı yapmakta. Ortada salt hukuki değil, siyasi bir sorun var: Dicle’nin son dakikada Meclis dışında kalması, YSK’nın adaylık aşamasında bağımsızlarla ilgili itirazları karara bağlarken, cezanın kesinleşip kesinleşmediğini gözden kaçırmasındaki özensizlik kuşku doğurmakta.
Dicle hakkındaki cezanın 12 Haziran öncesi onandığı buna rağmen o aşamada YSK’dan engelleyici bir açıklama gelmediği öne sürülmekte.
İkinci muhtemel kriz, Ergenekon ve Balyoz davası sanıklarıyla ilgili.
Mustafa Balbay, Mehmet Haberal CHP’den, Engin Alan MHP’den milletvekili seçildiler.
Ancak mazbataları avukatlarca alınmış sanıkların TBMM üyesi olabilmeleri için Silivri’den tahliyeleri gerekiyor. Savcılar, tahliye taleplerinin reddi yönünde görüş bildirdiler. Karar mahkemeye kaldı. 2007 seçimlerinde Sebahat Tuncel de cezaevinden çıkmıştı. Şimdi Ergenekon ve Balyoz davalarının görüldüğü mahkemeler, Anayasa’nın 14. maddesinin milletvekili seçilmiş sanıklar hakkında TBMM üyeliği için engel oluşturup oluşturmayacağına karar verecekler.
Beklenen karar dün çıkmadı.
CHP, Hatip Dicle’nin haklarını savunan bir açıklama yaptı.
2002 seçimlerinde AKP liderinin seçime girmesini engelleyen sürecin Anayasa değişikliğiyle nasıl aşıldığı hatırlatıldı. O dönemde Erdoğan’a Meclis yolunu Baykal açmıştı.
CHP’nin Dicle’ye verdiği desteğin Ergenekon ve Balyoz davaları bağlamında BDP’de nasıl bir karşılık bulacağı belli değil.
Ancak KCK davaları da dikkate alındığında “seçilmişlerin hukuku”nu aşan genel bir sorun ortaya çıkıyor:
Uzayan davalar ve tutukluluk süreleri 12 Haziran seçimlerinde siyasi partileri cezaevlerinden aday çıkarmaya zorladı.
Bu davalar zamanında tamamlansaydı ya da sanıkların iki-üç yılı bulan tutukluluk halleri kaldırılarak yargılamalar sürüyor olsaydı partiler bazı isimleri seçim yoluyla “kurtarma” uğraşına girmezlerdi.
Şimdi, yasamayla yargı, halkın oyuyla hukuk karşı karşıya geliyor.
Hatip Dicle olayında ise ceza onaması seçimden sonra gerçekleşmiş bir adayın “milletvekilliğinin düşürülmesi” sonucu doğuyor. YSK’nın seçime müdahalesi gibi bir manzara var. KCK sanığı 5 milletvekilinin tahliyesine de savcılıkça dün itiraz edildi.
Krizin, yeni parlamentoyu “boykot” sorunsalıyla karşı karşıya bırakmaması için hukuki bir çözüm bulunmalı.
Diyarbakır’dan birkaç fazla sandalye sahibi olmak iktidara bir şey kazandırmaz.
TBMM’yi ilk günden yaralamayalım.

DİĞER YENİ YAZILAR