İpekçi’yi anmak

Kara teslim olmuş bir İstanbul sabahı Abdi Bey’i dün Zincirlikuyu’daki mezarı başında andık.
Eşi Sibel İpekçi kızı Nükhet, damadı, gazeteci dostları ve meslek örgütü temsilcileri 33. yıl önceki suikastı bir kez daha sorguladı. Ağca’ya tetiği kim ya da kimler çektirmişti?
Ağca sıkıyönetime rağmen askeri cezaevinden nasıl kaçırılmıştı?
Bedri Koraman’ın, uğradığı silahlı saldırıdan sağ kurtulması üzerine ‘Biz sıramızı savdık!’ diyen İpekçi neden korunamamıştı?
1 Şubat 1979’da öldürülen İpekçi gibi Kemal Türkler, Doğan Öz, Gün Sazak cinayetleriyle 12 Eylül darbesine ortam mı hazırlanmıştı?
İpekçi’yi anarken bu sorular bir kez daha belleklerde canlandı.
Ancak bu yılın farkı 1980 askeri darbesinin hayatta kalan Konsey üyeleri Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya hakkında dava açılmış olması. Şili, Arjantin’deki gibi darbeciler yargılanacak.12 Eylül iddianamesinde 1 Mayıs 1977, Çorum, Kahramanmaraş katliamları yanı sıra İpekçi cinayeti de yer alıyor.
Nükhet İpekçi’nin, Toplumsal Bellek Platformu aileleri olarak Hrant Dink kararına isyanı da içeren konuşması 12 Eylül davasının neden önemsenmesi gerektiğini da anlatıyordu:
“Sadece son duruşmada çıkan sonuç bile, örgütün ne kadar örgütlü çalıştığının bir göstergesiydi.
‘Bakın bize, isterseniz alın bizi delil diye götürün’ diyebilirdik o gün. Kapatılan dosyalarımız, kaybedilen, karartılan, yok sayılan delillerimiz, sindirilen saklanan gizlenen tanıklarımızla ve olayları uzaklardaki korunaklarından seyreden operasyoncularımızla dört dörtlük deliliz biz.
Alt alta sıralandığında bütün benzerlikleriyle, nanikler alaylar dalgalarla dolu davaların, en cılız dosyaları bile, operasyoncularımızı göstermeye, hatırlatmaya yeterli birer delil. Örgütü bilip hissetmek ama fotoğrafını çekememek, yargı önüne getirtememek hepimiz için en büyük acizlik, en büyük tahkir, aşağılama, iftira?
Adlar bulmamız gerekmiyor, başkalarının bize adlar takmasından da korkmaya gerek yok. Bazen bir utanç, adsız ve kelimesiz de yaşanabilir. Bir devletin, en üst birimlerinin bile sınırlı güçte kaldığı bir derinliğin içinde, teker teker ve hep birlikte boğulmaya itiraz edilebilir. Karlar içinde bir helikopter, çeşit çeşit kazalar da milli cinayetler dizimizin içine dâhil edilebilir. Ve Ayhan Çarkın gibi bir vicdan halini görmek hepimizi biraz umutlandırabilir.
İki, üç, beş, otuz, kırk, altmış beş yıl önce kapatılmış dava dosyalarının, hak ve adalet için yeniden açılması, kurşunlanmış parçalanmış yakılmış boğulmuş kemikleri gömülüp yok edilmiş canlarımızı bize geri getirmeyecek. O davalar, ülkemizin, yurttaşımızın, resmi makamlarımızın namusunu temizleyecek, tarihini, onurunu temize çekecek.”
İpekçi’yi saygıyla anıyoruz.