İtalya şoku

İtalya şoku


       Futbol sanal bir oyun değil, rakibin gücünü bilerek sahaya çıkıp yeneceksiniz.
       Galibiyet ciddi bir hazırlığı gerektirir.
       Türkiye ne yaptı; Avrupa 2000'in ilk maçında İtalya'ya 2 - 1 yenildi.
       Penaltı belki ağır bir karardı; hakemin tercihi öyle olmasaydı maç 1 - 1 bitebilirdi ama 90 dakikayı televizyonda izleyen herkes gördü ki, Milli Takım İtalya'yı yenecek hazırlık ve formdan uzaktı.
       Neden böyle oldu?
       Milli Takım'ın kamp çalışmalarını anımsayınca bu soruya yanıt vermek kolay.
       Avrupa'nın devleri Brezilya dahil dünyanın önde gelen takımlarıyla bir ay boyunca iddialı maçlara çıkarken Mustafa Denizli nedense Milli Takımı gizledi! Türkiye doğru dürüst tek hazırlık maçı yapmadı.
       İlginçtir. Denizli bu konuda uyarıcı yorumlar yapan spor yazarlarına hep aynı karşılığı verdi:
     "Ben İtalya'yı nasıl yeneceğimi biliyorum çünkü her gece kafamda maç yapıyorum."
       Sanıldı ki, bu sanal hazırlık rakipleri ürkütecek. İtalyanlar bizim Milli Takımı doğru dürüst seyretmediklerinden yakındıkça Denizli Hoca'nın - gizli 11'inin - açılış maçında tarihi bir başarıya imza atacağa inancı pekişti.
       Oysa Milliler ilk maçta döküldüler!
       Kendine fazla güvenmenin, rakibi küçümsemenin bedeli ağır oldu.
       Neyse yine de her şey bitmiş değil.
       İsveç önünde alınacak galibiyet, grup elemelerinde yolumuzu açabilir. Aksi olursa, Mustafa Denizli'nin 2 Temmuz'daki final maçıyla çakışan Fenerbahçe'nin sezon açılış törenlerine katılmasının önündeki engel kalkmış olacak.
       Temennimiz Mustafa Hoca'nın yeni kulübünden 1 hafta ayrı kalma pahasına Avrupa hedefini kovalamasıdır.
       Peki bu mümkün mü? İtalya maçında görüldü ki, Galatasaray'ın ligdeki ezici üstünlüğü ve UEFA başarısı nedeniyle bu yıl sezonu erken kapatan öteki kulüplerdeki oyuncularda ciddi sorun var. Abdullah, Rüştü, Sergen formda gözükmüyorlar.
       Fatih Terim ile Mustafa Denizli arasındaki örtülü mücadelenin de sahaya "Galatasaraylı - Fenerli" ayrımı şeklinde yansıdığı öne sürülüyor. Suat'ın dışlanması, Arif'in son anda oyuna sokulması bu kuşkuyu artırıyor.
       Önemli bir şanssızlık da "transfer sezonu"yla eş zamanlı Milli Takım kampında asıl enerjinin "bonservis" pazarlıklarıyla tüketilmiş olmasıdır.
       Denizli bile "önce Milli Takım, sonra Fenerbahçe" diyebilmeliydi.
       Federasyon Denizli'nin transferine Avrupa Şampiyonası'nın sonunda izin vermeliydi.
       Sahi; Hollanda, Fransa, İspanya, İngiltere gibi ülkeler başarıyı niye uzun soluklu yönetimlerde arıyor?
       Futbol profesyonel bir uğraş ama ulusal hedefler söz konusu olunca akan sular duruyor. Prestij öne çıkıyor.
       İşte bu fark nedeniyledir ki, bahisçilerin aklına Hollanda yerine Türkiye'ye oynamak gelmiyor.
       İstatistiklere bakıyorlar; 1996 Kupası'nda da Türkiye, ne galibiyet alabilmiş ne de gol atmış. Bahisçiler bile işin ciddiyeti ile "sürpriz" olasılığını karıştırmıyor.
       Dileriz, İtalya şoku çabuk atlatılır ve Galatasaray'ın kazandığı Avrupa Kupası'nı Milli Takım da yakın gelecekte müzesine taşır.
       Sanal değil, gerçek çabayla neden olmasın?


Yazara E-Posta: d.sazak@milliyet.com.tr