Jandarma krizi

Jandarma krizi


Enerji Bakanlığı'nda müsteşarlık katına çıkan "Beyaz Enerji" operasyonu Ankara'yı karıştırdı.
Hükümet açısından sıkıntı bir manzara var:
Ankara DGM Başsavcısı Talat Şalk'ın talimatıyla Enerji Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Mustafa Mendilcioğlu dahil, aralarında TEAŞ üyesi Devlet eski Bakanı Birsel Sönmez ile, Genel Müdür Muzaffer Selvi'nin de bulunduğu üst düzey bürokratlar gözaltına alınıyor.
Dün konuştuğumuz bir bakan, müsteşar yardımcısının gözaltına alındığından Ersümer'in ancak makamına geldikten sonra haberi olduğunu söylüyordu.
Hürriyet'te görüşleri yayınlanan üst düzey jandarma yetkilisi ise operasyonun Enerji Bakanlığı'na mal edilmesine hayli ağır bir üslupla tepki gösteriyordu:
"Düğmeye Cumhur Ersümer'in bastığı iddiası konusunda, bir kere onu kesinlikle üstünü çizin. Asla öyle bir şey yok. Bu olayın boyutları farklı. Cumhur Ersümer'in iddiasını tekzip edin."
Askeri kaynak, jandarma bölgesinde ele geçirilen bilgilerin DGM Savcılığı'nca soruşturulduğunu belirterek, amaçlanan hedefi şöyle açıklıyor:
"Rüşvet çarkı ortaya çıkarılmaya çalışılıyor. Biz sağlam olmayan bir şeye girmeyiz. Bu örümcek ağı gibi sarmış. Üzüntü verici olan bürokratların da bu pisliğin içine girmesi. Kim olursa olsun, gider hesabını verir, bizim için yolsuzluklarla mücadele PKK kadar önemli."
Örneği pek görülmemiş bir durum.
İlk kez bir müsteşar yardımcı, 2 - 3 ay önce başlayan bir soruşturma nedeniyle hakkındaki kuşkular ciddi bulunması üzerine gözaltına alınıyor. Ancak, "temiz eller" operasyonunun kahramanı Sadettin Tantan bu defaki operasyonda ilk imza sahibi değil! Soruşturmayı jandarmayla eşgüdüm yapan DGM Savcılığı yürütüyor.
Ankara'daki yaygın kanı; kabinenin 2 ANAP'lı bakanı, enerji ihalelerinde "nötr" kalınca devreye askerlerin girdiği yönündedir.
Başbakan Ecevit, gelişmeler üzerine Genelkurmay Başkanı'nı arayarak bilgi alıyor. Hükümet, soruşturmaların savsaklandığı gibi bir izlenim yaratılarak, "devre dışı" bırakılmaktan rahatsız. Ecevit, konunun üzerine yürüyeceğini söylüyor.
ANAP lideri Mesut Yılmaz ise kabine üyelerini yanına alarak yaptığı basın toplantısında olayı "siyaset kurumunun yıpratılması" şeklinde yorumlayıp, partisini korumaya çalışıyor. Yılmaz'a göre otoriter yönetim özlemi, yeni oluşum hevesleri (28 Şubat'ın emekli aktörlerinin partileşme niyetine gönderme yapıyor) ve medyanın askeri yönetime davetiye çıkarma kuşkusu uyandıran kimi yayınları siyasetin yaralanmasına yol açıyor.
Acaba kamuoyu da böyle mi düşünüyor?
Siyasetin yozlaşmasında, ülke yönetimini akçalı işlerin paravanı haline getirdikten sonra Meclis'te birbirini aklayan kadroların payı yok mu?
Yolsuzluk ve suiistimal, bugünkü bozuk düzenin mayası olmuş, hangi taşı kaldırsanız altından eski bir bakan, milletvekili çıkıyor.
İnterpol'ün "kırmızı bülten"ine göre bizim anlı şanlı politikacılarımız, "sürgünde hükümet kuracak" sayıya ulaşmak üzere.
Demirel ailesiyle ilgili operasyon tamamlanınca hükümet frene bastı ama "temiz toplum" özlemi dinmiyor.
Tamam, asker halkın gözünden düşen siyasetçilere bakıp, yönetime heveslenmesin ama politikacılar da kirlenmeden uzak dursun.
Siyasetin insan kaynağı ve finansmanı değişmeden güven bunalımı aşılmaz!