Kaynaşlı'da yaşam savaşı

Kaynaşlı'da yaşam savaşı


       Dur yolcu!.. Kaynaşlı'yı görmeden geçme.
       Ankara - İstanbul karayolunun Bolu Dağı geçişindeki en güzel mola yerlerinden biri olan Kaynaşlı beldesi, 12 Kasım gecesi felaketlerin en büyüğünü yaşadı. Deprem bu güzel yöreyi yerle bir etti. Televizyonlara yansıyan ilk görüntüler nasıl da dehşet vericiydi. İnsanların yanarak can verdiği depremin bilançosu, 312 ölü, 1 kayıp, 544 yaralı oldu. Bini aşkın konut yıkıldı, 7 - 8 bin kişinin yaşadığı Kaynaşlı'da halk "ölüm korkusu"yla çadırlara taşındı.
       Kaynaşlı'dan "sıradan bir yolcu" gibi geçerseniz, tanık olacağınız görüntüler 17 Ağustos'un belleklere kazıdığı trajik çerçeveye oturacak. Yolun iki yanında yıkılmış, harabeye dönmüş binalar... Sokak aralarındaki çadırlarda çile çeken insanlar. Çocuklarını soğuktan, hastalıktan korumaya çalışan analar... Rusların Çeçenistan'da sürdürdüğü katliamın mezarlığa çevirdiği kentler kadar olmasa da, Kaynaşlı 12 Kasım depreminde "savaştan beter" hale gelmemiş. Ama düşmemiş!
       Direniyor, Kaynaşlı halkı.
     "Kaynaşlı'yı terk etmeyeceğiz" kararından aldıkları güçle direniyorlar. Sarıyer Mahallesi'nde 5 haftadır, yazlık çadırlarda, toprak üstüne serdikleri şiltelerde yatmalarına karşı, onurlu bir savaş veriyor Kaşnaşlılılar. Çünkü, "yaşam savaşı"nı kazanacaklarına inanıyorlar.
       Depremden beş hafta sonra, Kaynaşlı'nın güzel insanlarının iftar sofralarına konuk olduk. Milliyet ekibi olarak, sorunlarını dinledik, dertlerini paylaştık.
       Umut verici sahnelerle, "dayanışma" örnekleriyle karşılaştık.
       İstanbul'dan bir gönüllü Gülgun Hanım, "yardım lojistiği" konusunda Mehmetçik'le omuz omuza çalışıyor, Mamak'tan gelen birliğin genç üsteğmeni, Hakkari'de tanıdığımız idealist Kaymakam Yılmaz Bey, çadırkentlerde koordinatörlüğü üstlenmiş öğretmenler, üniversitelerden nöbetleşe gelen gençler birlikte çözüm üretip bu sıkıntılı günlerde "halkla el ele" sorunları aşma mücadelesi veriyorlar.
       Hepsi güleryüzlü, "Polyannacılık oynamayacak" ölçüde gerçekçi, "güncel kaygılarıyla güvenli bir gelecek beklentisini" eleştirinin sorumluluk çizgisinde buluşturacak ölçüde yürekli ve cesur insanlar.
       Peki, Ankara'daki yöneticiler Kaynaşlı için ne yapıyor?
     "Geçmiş olsun..." demenin ötesinde ne sağlıyor?
       Hala kışlık çadır eksikleri var, hala prefabrike ev ve konteyner bekliyorlar. Kaynaşlı'da 5 haftadır çadırda oturan depremzedeye 100 milyon liralık yardımlar da esirgenmiş.
       12 Kasım'da ilçenin can damarı 3 fabrika da (1000'e yakın işçi çalışıyor) yıkıldığı için Kaynaşlı'nın en önemli geçim kaynağı yok olmuş. İşsizlik ve parasızlık halkı perişan ediyor.
       Peki, batık bankaları halkın cebinden kurtaran, ha bire deprem vergisi salan hükümetin Kaynaşlı'da yıkılan fabrikaları yeniden kurması o kadar zor mu? Ne yazık ki, Türkiye'de Cumhuriyet'le yaşıt en saygın banka bile bu tesislerin ayağa kalkmasına yardımcı olmak yerine, "sigorta parası"nın peşine düşmüş. Eray Savcı'nın bisiklet ve motosiklet lastiği fabrikasının yerinde "zeytinci"nin tesisleri olsa ya da "Evcil" soyadını taşısaydı, ANLAŞ'ı kurtarmak için bankacılar, politikacılar kuyruğa girerdi. Makineleri korumak için acil olarak gereken 100 milyar TL bile çok görülmüş!
       Mehmetçik Çadırkenti'nden ayrılırken, Fenerbahçe - Galataray maçının son dakikaları oynanıyor. Televizyonlu çadırların, tribünden farkı yok. Kaynaşlı'ya veda ederken günün fıkrası patlatılıyor:
     "Apo'ya öneri yapılmış, Fenerbahçe'ye başkan olursan, asılmayacaksın" diye... Tereddütsüz yanıtlamış:
     "Beni hemen asın!.."



Yazara E-Posta: d.sazak@milliyet.com.tr