Kene faydalısı

Bürokrat dediğiniz böyle olur. Felaket anlarında bile “moral” çıkışlar bulmakta ustadırlar.
Çevre ve Orman Bakanlığı, bu yıl yangınla mücadelede dibe vurdu. Antalya’da altı günde söndürülemeyen yangınlarda 10 bin hektar orman kül oldu. Köylülerin perişanlığını izliyoruz; evlerini barklarını kaybettiler, tarım arazileri yandı, besicilikten mahrum kaldılar. İki kişi öldü. Zarar milyarlarla ifade ediliyor. Böyle bir ortamda Orman Genel Yardımcısı Mustafa Kurtulmuşlu demeç veriyor:
“Yangının bir tek iyi tarafı, bu ormanlarda kene kalmadı. 1940 ve 1950’li yıllarda bölgede çıkan bazı büyük yangınların kenelerden kurtulmak isteyen köylüler tarafından çıkarıldığı anlaşılıyor.”
“Pire için yorgan yakmak” özdeyişini biliyorduk ama “Kene için orman yakmak’ bugüne dek kimsenin aklına gelmemişti.
Demek ki “süne zararlısı”nın tersine “kene faydalısı”, orman yangınlarının suçunu zavallı köylülere yıkmakta kullanılıyormuş!
Şimdi biz orman yangınlarına kahrolurken, “Kenelerden kurtulduk” diye sevinecek miyiz?!
İngilizler bürokrasiyi hicvetmek üzere “Emret bakanım” tarzı dizilerle, siyaseti “Yes man”lerden arındırmaya çalışmışlardı ancak AKP döneminde bu konuda da hayli ileri gittiğimiz anlaşılıyor. Bakanını, genel müdürünü temize çıkarmak adına bürokrasi orman yangınlarını neredeyse “keneyle mücadele” aracı halinde takdim edebiliyor.
Bürokratın tarih bilgisine güvenerek, altmış yıl önce Toroslar’ın kene için yakıldığını varsayalım.
1970-80’lere dek, Antalya’dan Kemer-Olimpos, Alanya-Manavgat taraflarına doğru dürüst yol yoktu.
Muhtemelen ormanlar günlerce yanar ve köylülerin çabası, rüzgârın azalmasıyla sönerdi!
2008 yılı Türkiye’sinde Antalya çevresi alev alev yanarken, 6 günün sonunda, insan gücü ve arozözler dışında yangın filosu ihtiyacından söz etmek, gece de uçabilen tanker uçaklar alınacağından söz etmek, “geç kalmış” bir icraat olmuyor mu?
Çevre ve Orman Bakanı’nın sözlerini bundan önceki bakanlarla karşılaştırın, değişen hiçbir şey yok!
Ormanlık alanların işgal edilmeyeceği, her santimetrekaresinin ağaçlandırılacağı da boş vaat. Her yangından sonra aynı demeçler veriliyor. İki yıl önce Datça-Emecik kıyıları yandı, henüz dikili tek bir fidan bile göremezsiniz. Bugün ağaç dikseniz yeşermesi için onlarca yıl geçmesi gerekecek.
İhmal, kasıt gibi gerekçelere sığınmadan orman yangınlarına acil müdahalenin teknolojik altyapısını kurabilmeliyiz.
Aksi halde işimiz, “Kene söz konusu olunca 15 milyon kızılçamın yanması teferruattır” diyen siyasetçi-bürokrata kalıyor ki, bu mantıkla ormanların tümünü yakarsak, “Orman yangınlarını önleyebiliriz” sonucuna gideriz. Anadolu’nun asırlardır süregelen kaderi de bu değil mi?