Kim çekilecek?

Kim çekilecek?


Bir seçim klasiğidir:
Kaybedersem çekilirim!
Siyasi parti liderlerinin seçime giderken "başvuru" söylevi olan "kazanırsan bırakırım" iddiası 18 Nisan'ın yaklaşıyor olması nedeniyle yeniden güncelleşti. Önce Çiller meydan okudu: "Mesut Yılmaz'la notere gidelim, seçimi kaybeden çekilsin".
1995 Aralık seçimleri de merkez sağın iki lideri arasındaki bu çekişmeyle geçmişti. Sözde, o zaman da yarışı kaybeden başkanlıktan ayrılacak, böylece merkez sağda birleşme yolu açılacaktı. Çiller ve Yılmaz, Anayol koalisyonuyla bir deneme yaptılar ama zoraki evliliğin ömrü kısa sürdü. Sonrası malum. Örtülü ödenek, mal varlığı derken iki taraf da kirli çamaşırları ortaya döküp siyasi yaşamlarına yolsuzluk dosyalarıyla son verme yolunu seçtiler. Aylar geçti, çok kan döküldü ama taraflar birbirini yok edemediler. Üstelik Türkbank'ın satışı nedeniyle Yılmaz daha fazla kapana kısıldı.
ANAP lideri bu durumu Deniz Baykal'ın tuzağı olarak görmekle birlikte Kurtköy Havaalanı ihalesindeki usulsüzlükten ötürü asıl büyük darbeyi indirmeye hazırlanan parti Doğru Yol'du.
Ancak, seçim ufukta gözükmüştü.
Yüce Divan korkusuyla iki liderin kaderi aynı kavşakta kesişti. Dürüst olanı, Meclis'teki komisyonları çalıştırıp Türkiye'nin gündemini bir seçim dönemi işgal eden haksız servet edinme iddialarını kamu vicdanında aklamak olacaktı. Bu da yargı denetimini gerektiriyordu. Hukuki yoldan sapıldı, bir cep telefonu dosyaların kapatılmasına yetti.
Ecevit'in de kefilliğiyle merkez sağdaki liderler birbirlerini akladılar, temiz sayfa açtılar! Dolayısıyla, 18 Nisan kampanyasında Yılmaz ve Çiller 1995'te olduğu gibi "hesap sorma" iddiasından uzaklaştılar. Çünkü, inandırıcılıklarını kaybettiler. Buna karşılık iki lider de seçim yarışını önde bitirip geride kalanın "tasfiye" olması hırsından vazgeçmediler.
Keşke bu defa sözlerinde durabilseler! Aslında notere gerek yok. Liderler "kaybedenin çekileceğini" birlikte katılacakları bir televizyon programında halka açıklasalar yeter.
Olacağı da odur. 18 Nisan 1999 seçimleri Türkiye'nin geleceğini tıkayan, yorgun ve başarısız liderlerin "son şansı" olmalıdır. Yılmaz ve Çiller merkez sağı birleştirmeye gerçekten niyetliyseler önlerinde tarihi bir fırsat var. Kaybeden çekilsin ki, bu davranış merkez soldaki liderlere de örnek olsun. Gerçi aslan sosyal demokratlarda Erdal İnönü "vazife"yi birkaç yıl önce yerine getirdi. Ama bu davranışın solda gereken "sinerji"yi doğurduğu söylenemez.
DSP ile CHP arasındaki yarış "uzak ara" sonuçlanırsa ve solun toplam oyları artacağına azalırsa herhalde sosyal demokrat liderlerin de bir özeleştiri yapması gerekecektir. Bir başka deyişle, kurultay zamanı gelecektir.
Ecevit ve Baykal'ın da merkez sağdaki liderler gibi bu meseleyi televizyonda konuşmalarında yarar yok mu? Liderlerin televizyonda karşı karşıya gelmekten çekindikleri bir seçim kampanyasına ilk kez rastlıyoruz. Medya çağında, olacak şey değil!




Yazara E-Posta: d.sazak@milliyet.com.tr