Koyun Dolly

Derya Sazak

MEDYA ve demokrasi... Cumhurbaşkanı Demirel TESEV'in kültürel değerler konferansında bu iki kavramı açık rejimin, sivil toplumun vazgeçilmez unsurları olarak tanımladı. Başbakan Erbakan ise, aksini düşünüyor. Demokrasiyi tehdit havasının medyadan kaynaklandığını savunuyor.
Refah Partisi liderinin Konut'ta dini bütün gazetecilere verdiği yemek sırasında yaptığı tespitler ilginçtir:
* MGK'nın açıklaması medya çarpıtmasın diye ilk kez bu kadar uzun yapıldı. Basında sayılan maddelerin hepsi yalan.
* Cumhurbaşkanı bana mektup yazdı ama deprem evleri yetişecek mi, onu soruyor. Medya Demirel'i kullanıyor. O suçsuz.
* Karadayı, medyaya teşekkür ederek basını tavlamak istemiştir.
* MGK kararları Meclis'e gelmeyecek. Medya böyle bir şey varmış gibi soruyor. Meclis Başkanı da medyanın oyununa geliyor.
Erbakan'ın bu sözlerine bakılırsa, 28 Şubat tarihinde Köşk'te Milli Güvenlik Kurulu toplantısının bile yapılmadığını düşünebilirsiniz.
Hoca'ya göre son on günde rejimi sıkıntıya sürükleyecek, hiçbir şey yaşanmadı. Demirel, Milli Güvenlik Kurulu'nu, Bill Clinton'dan gelen telefon üzerine topladı. Gündemi her zamanki gibi "dış mihraklar" tayin etmişti. İskoçya çayırlarında otlarken, kopyası çıkarılan koyun "Dolly"nin insan soyu açısından, kötü örnek oluşturacağı kaygısı öteki mazlum milletler gibi, Türk ulusunu da yakından ilgilendiriyordu. Gerçi bir Türk dünyaya bedeldir ve kopyalama neticesinde, iki Türkün aynı zamanda uzaya hatta ay üssü Alfa'ya hakimiyeti de söz konusu olacaktır. Ama, bu kopyalama işinden hiç akla gelmeyecek başka sakıncılar doğabilirdi. Tanrı korusun, sıradan bir Amerikalının da aklına dünyaya egemen olmanın ötesinde, Mars'ı, Venüs'ü keşfetme gibi hiç gerekmeyen fikirler üşüşebilirdi.
"Dolly" adlı kopya koyun, dünyanın başına gerçek bir bela açabilirdi. Dolayısıyla sorun, ABD bilim çevreleri ve Ulusal Güvenlik Dairesi kadar, Türkiye'yi de yakından ilgilendiriyordu.
Clinton'un Amerikan kovboyları, "sürü" psikolojisine sürüklenmesin diye "Aman, insan kopyalamaktan vazgeçin" uyarısını en yakın müttefiki Türkiye'ye iletmesi isabetli olmuştur. Hoca'nın dünkü açıklamalarından da anlıyoruz ki; MGK'nın 28 Şubat toplantısı münhasıran, koyun kopyalamanın, et tüketimine ve Türkiye'nin kalkınma hamlesine yapacağı katkıya ayrılmıştır!
Şunu da, hatırlatmakta yarar görüyoruz ki, ülkeyi bugün yöneten kadrolar pancar motoru üretiminden Leopard tanklarına kadar ağır sanayi hamlesine imza atan mümtaz şahsiyetlerdir.
İnşallah, iki yıla kadar, insan kopyalama başarısı da, bu kadroya ait olacaktır. Gerçi, kimi kaynaklar (Rumeli işkembecisi gibi batıl olanlar) beyinli insan kopyalamanın daha fazla zaman alacağını söylüyorlarsa da "suni gündem" yaratmamak için o tartışmaya girmiyoruz!
Şaka bir yana günlerdir yazılıp çizilenlerin aksine MGK'da ne konuşulduğunu doğrusu biz de merak etmeye başladık. Keşke, rejime dönük tartışmalar Hoca'nın dediği gibi "yapay" olsaydı ve Türkiye bunlarla zaman kaybetmek yerine enerjisini bilim ve teknolojideki gelişmelere ayırabilseydi bizim üniversitelerimizin gündemini çarşaf, türban değil de genetikteki devrim oluştursaydı.
Bu kafayla, yer almaya çalıştığımız birinci sınıf ülkeler liginden küme düşmek üzereyiz. Yöneticilerimiz, halkımıza "koyun Dolly" muamelesi yapmayı bıraksalar da uzaklara bakabilsek...
İstanbul'un olimpiyat düşü on yıl ileriye atıldı. Oysa birkaç yıl önce 2000'i hedefliyorduk. Avrupa Birliği hedefi de giderek ikinci sınıf kategoriye özel statüye indirgeniyor. Hıristiyan Demokratlar Türkiye'yi dışlamaya çalışırken "uygarlık birliği"nden söz edip ayıp ettiler ama, Türkiye'nin şu sıra Avrupa'nın yeni "aile fotoğrafı"na girecek nitelikte görüntü verdiğini kim savunabilir ki? Rotayı Doğu'ya çevirmiş bir hükümetle Batı kulübüne nasıl üye olacaksınız?
Türkiye'de Ortadoğu'ya özgü kapalı rejimlere özenen, radikal islamcı rüzgarı arkasına alarak ayakta kalmaya çalışan bir iktidar var. Refah'ın yarattığı siyasi iklimde dinci akımlar ve muhafazakar eğilimler güç kazanıyor. Buna karşılık hergün darbe ve müdahale tartışmaları yapılıyor. Bu gidişin toplumda iyimser dalgalanmalara yol açması mümkün müdür? Medya bu "karamsarlığı" yansıttığı için suçlanıyor.
Neyse ki, Sayın Demirel medyanın güvencesi olduğunu söyleyerek Erbakan Hoca'dan farklı düşündüğünü sergiledi.
Dün bir mesaj da Genelkurmay'dan geldi. Ordu da demokrasiye bağlılık mesajı yayınladı. Gösterilen duyarlılık Cumhuriyet'in laik ve demokratik niteliklerini içeriyor.
Özetle...
Şark Cephesi'nde değişen bir şey yok.