Krizin bedeli

DİSK ve KESK’in öncülüğünde gerçekleştirilen ‘Emek, Barış ve Demokrasi Mitingi’nde on binler, ‘Krizin bedelini ödemeyeceğiz’ diye yürüdüler.
2009 zor bir yıl olacak.
Küresel mali krizden çıkış konusunda önlem almakta geciken hükümet, bindiği dalı kesiyor. Üretim düştükçe, ekonomi durgunluğa girdikçe daralan istihdamla birlikte kitlesel bir işsizlik dalgası ülkeyi saracak. Yüzde 2 büyümeyle Türkiye yönetilemez hale gelecek. Toplumsal muhalefet artacak.
Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz’ın ‘kredi kartı borçları’yla ilgili uyarısı, ‘sosyal patlama’ya işaret ediyor.
OECD üyesi 30 ülkeden Türkiye krize karşı önlem almayan tek ülkeymiş!
TÜSİAD, 2009’da tarım dışı işsizlik oranının yüzde 15’i bulacağı görüşünde.
En büyük darbeyi ise KOBİ’ler yiyecek.
Otomotiv, gemi inşa sanayii ve deniz taşımacılığı, elektronik, daralmanın şimdiden yaşandığı sektörler. Bunların yan sanayiinde ve konutta da büyük durgunluk var. Tekstil ve hazır giyim zaten sorunlu.
Denizli’den, Bursa’dan, Gaziantep’ten, 2001 krizi ertesinde AKP’yi iktidara taşıyan ‘Anadolu Kaplanları’ndan gelen haberler iyi değil. İşini kaybedenlerin sayısı ayda yüz binlerle ifade ediliyor. Bu kehanetlerin doğru çıkmayacağını dilemekle birlikte 2009’da işsizler ordusuna eklenecekler 1 milyon kişiden az olmayacaktır.
Türkiye, küresel ekonomik krizle asıl 2009’un ilk aylarında tanışacak.
Üretici sektörler ve bankalar, geçen 5 yılda ucuz dövizle finanse edilen büyümenin yüzde 2’lere düştüğü bir ortamda kredileri çevirmek için gerekli 30-35 milyar dolarlık dış kaynağı bulmakta zorlanacakları gibi herkesin nakit derdine düştüğü uluslararası piyasalarda ağır bir maliyetle borçlanacaklar. 2009’da gereksinim duyulacak dövizin ise 90 milyar dolar olduğu hesap ediliyor.
Sermaye çevreleri, hükümeti bir an önce ‘IMF çıpası’na bağlanarak kredilerin önünün açılması konusunda iknaya çalışırken, sendikalar ve çalışanlar da ‘Krizin bedelini ödemeyeceğiz’ diye meydanlara çıkıyor.
Emek örgütleri haklı; sağ iktidarların IMF destekli ‘kurtuluş reçeteleri’ her defasında yeni bir krizle son buldu.
1970 ve 1980’li yıllardaki devalüasyonların bedelini işçiler, emekçiler yalnız düşen ücretleriyle, işsizlikle ödemediler. Ekonomik krizin ardından askeri darbeler geldi. Sendikal ve sosyal haklar budandı. Sol partiler ve sivil toplum örgütleri darmadağın edildi. 1994 ve 2001 krizlerinde ise ‘beyaz yakalılar’ işlerinden oldular.
2009’daki işsizlik dalgası ise orta-alt sınıfları vuracak.
Başbakan Erdoğan’ın böyle bir ortamda, ‘Issız Adam’ rolüne soyunması, Batı’dan gelen ‘otokrasiye kayıyor’ eleştirilerine kulak tıkaması doğru mu? The Economist dergisi, AKP’nin eski ‘yorgun partilere’ benzediğini yazmış.
Meydanlar Tayyip Bey’i uyarıyor.