KÜRESEL ŞOKLAR

Gezi Parkı eylemleri nedeniyle üç haftadır içe kapanan Türkiye, ABD Merkez Bankası’nın (FED) 2014 yılı içinde tahvil alımlarına son verilebileceğini açıklamasıyla sarsıldı. Döviz ve faiz tırmanışa geçti. Sıcak para çıkışı başladı. Ekonomi siyasetin önüne geçti.KÜRESEL ŞOKLAR
Milliyet, FED Başkanı Ben Bernanke’nin sözlerinin tetiklediği ‘küresel şok’u manşetten duyurdu.
‘FED depremi’ haberi sadece İstanbul değil, dünya borsalarında sert düşüşlere neden olan gelişmeleri tüm detaylarıyla yansıtıyordu.
Son dönemde medyayı olumsuz etkileyen bir davranış biçimini FED olayında da gözlemledik.
Gazete ve televizyonlar, siyasi iktidarı üzerine çekmeme adına güncel olaylara kapanıyorlar.
21 Haziran tarihli gazeteler de Gezi’den ‘uzak durma’ halinin zayıflattığı reflekslerin Türkiye medyasını dünya gündeminden koparma noktasına getirdiğinin kanıtıydı.
‘Penguen haberciliği’ bu kez karşımıza ‘omlet skandalı’ olarak çıktı.
Merkez medyada sadece Milliyet, ABD Merkez Bankası Başkanı’nın açıklamalarına dünyanın belli başlı gazeteleriyle birlikte hak ettiği yeri verebilmişti. Çünkü FED kararının küresel piyasalara ve Türkiye’ye etkisi o haberin iç sayfalara atılmasıyla geçiştirilemeyecek ölçüde büyüktü.
Gezi direnişi, salt iktidar toplum ilişkilerinde değil, medya yönüyle de önemli bir kırılma noktası oldu.
Okur her şeyin farkında!
Gazeteler ancak ‘doğru haber, özgür yorum’ ilkesine uygun davrandıkça sansür ve otosansüre teslim olmadıkça görevlerini yapmış olacaklar. Kamuoyunda saygınlık kazanacaklar.
Milliyet olarak bu açıdan şanslıyız.
Çünkü gazetecilik yapıyoruz!

YANLIŞ OKUMALAR
Siyasi iktidar Gezi Parkı direnişini en baştan ‘doğru okuyamadığı’ için toplumun gençler üzerinden verdiği tepkileri bir ‘komplo senaryosu’yla izaha çalışıyor.
Tabii tutmuyor.
İnandırıcı olamıyor.
Geziyle hükümeti devirme arasında bağlantı kurulunca bu ‘komplo’nun içine kaçınılmaz olarak ABD de Avrupa Birliği de giriyor.
Oysa Başbakan Erdoğan daha geçen ay ABD’de en yüksek düzeyde kabul görmüş, Obama ile önce baş başa, sonra heyetler halinde gece de MİT müsteşarının katılımıyla saatlerce görüşmüştü.
ABD’nin doğrudan askeri müdahale dışında Suriye politikasının Ankara ile büyük ölçüde örtüştüğü bir gerçek.
Erdoğan’ın danışmanları böyle bir ortamda Obama gibi ‘demokrat’ bir başkana Amerikan yönetimlerinin 12 Mart, 12 Eylül askeri müdahalelerinde oynadığı rolü nasıl yakıştırırlar?!
Bu hatırlatma ABD Büyükelçisi’nce Ak Parti’ye yapılan ziyarette yapılmış olmalıdır.
Kürt sorununun barışçı çözümü konusunda atılan onca somut adımdan sonra Washington’un bu aşamada ‘Erdoğan’ı gözden çıkarması’ düşünülebilir mi? Ancak Başbakan ve çevresi on yılı aşkın iktidarın kaçınılmaz yıpranmasının Gezi’deki gibi yol açabileceği toplumsal tepkileri hiç hesaba katmaksızın her şeyi ‘dış kaynaklı’ komploya ve ‘faiz lobisi’ne bağlamakla hata yapıyor. Ve on yıldır Batı’yla kurdukları ittifakı kendi elleriyle yıkıyor.
AB ile ‘köprülerin atılması’ da gerçekçi değildir.
Türkiye 2003-2004 darbe girişimlerini, 2007 ‘e-muhtırası’nı atlatabilmişse bunda ABD ve AB yönetimlerinin desteği büyüktür.
Artık darbelerle bir yere varılamayacağını içerisi de dışarısı da biliyor.
Seçimle gelen seçimle gidecek!
Eğer hükümet Gezi’ye takılıp, demokratik hak ve özgürlüklerin, yaşam tarzlarının üzerine ‘şal örtmeye’ kalkışır ve giderek sertleşen tutumuyla bir ‘polis devleti’ görüntüsü yaratırsa o zaman tepkilerin önü alınmaz.
AKP yönetimi ‘komplocu’ senaryolara kendilerini inandırmak yerine ‘nerede hata yaptıklarını’, liberal ve demokrat kamuoyundan nasıl koptuklarını anlamaya başlasalar daha makul sonuçlara ulaşabilirler.
Son dönemde Batılı medyada çıkan analiz ve eleştiriler iktidara yön verebilmeli.
Türkiye muhafazakârlığı İslami referanslarla güçlendirildiği ‘tek adam’ rejimiyle yönetilmek istenmiyor.
Parlamenter demokrasiyi güçlendirecek bir anayasa değişikliği için hâlâ zaman var. Gezi tepkiciliği içinde çözüm sürecini ‘sabote’ etmek ve Kürt sorununun çözümünü askıda bırakarak şiddete yeniden kapı açmak ise Türkiye’ye yapılacak en büyük kötülük olur.

POLİS ŞİDDETİNE SON VERMEK KÜRESEL ŞOKLAR
Gezi Parkı’nda pek çok genç insan polislerin attığı gaz fişeklerinden gözünü kaybetti. 4 sivil, bir polis yurttaşımız yaşamlarını kaybettiler. Ağır yaralılar var.
Onca şiddet yaşanmışken güvenlik güçlerinin ‘orantısız’ şiddete son vermeleri gerekmez mi?
Cumartesi günü Taksim’de aynı manzaralar yine yaşandı.
Göstericileri İstiklal’de gaz, boya ve copla dağıtmaya çalışan polislerin zorbalığından genç muhabirimiz Ceren Büyüktetik de zarar gördü. Polis yakın mesafeden gazetecileri de hedef almıştı. Ceren’e atılan plastik mermi benzeri (boya kapsülü de olabilir) başında ve boynunda patladı. Alnında ceviz büyüklüğünde şiş oluştu. Neyse ki gözüne gelmemiş. Muhabirimiz Taksim İlkyardım’da tedavi gördü. Sürekli sağduyu çağrısı yapanlar, polisi de zapt etmeliler. Şimdi sakinleşme zamanı.
Bu gerilim, siyasetten ekonomiye, Türkiye’ye zarar veriyor.
Saygılarımla.