Kürt kartı

Kürt kartı

       CUMHURBAŞKANI Demirel, Viyana önlerinden Roma'ya mesaj gönderiyor:
     "İtalya, uygar bir devlettir. 30 bin kişinin ölümünden sorumlu bir caniyi himaye etmez. Ortada insanlık suçu vardır. Apo'nun iadesi için Türkiye Cumhuriyeti her türlü diplomatik yolu deniyor, sabırlı olun, mutlaka sonuç alınacaktır."
       İade mi, iltica mı?
       İtalya Başbakanı'nın son açıklamaları, işin renginin değişmekte olduğunu gösteriyor. Daha doğrusu, Roma'daki tutuklama olayının perde arkasındaki PKK yanlısı bağlantılar açığa çıktıkça, Öcalan'ın Türkiye'ye iadesine ilişkin beklentiler azalıyor.
       İlginçtir. Demirel, Viyana'ya uçarken, gazetecilerle yaptığı kısa söyleşide Adalet Bakanlığı'ndaki hazırlığın aksine Apo'nun iadesi uğruna kaldırılacak idam cezası konusunda hayli ihtiyatlı konuştu. Ve "kamuoyu bu nedenle idam cezasının kaldırılmasına hazır değil" diyerek hükümetin atacağı adımlara rezerv koydu. Aynı şekilde Demirel, Öcalan yakalandıktan sonra dağılma görüntüsü veren PKK'lıların affına da "olmaz öyle şey" diye karşı çıktı.
       Cumhurbaşkanı'nın, özellikle idam konusundaki tutumu İtalya'dan gelen haberlerdeki olumsuzluğu yansıtıyor olmalı. "Apo'yu vermeyecekler, o halde ölüm cezasını niye kaldırıyoruz" şeklindeki görüşlere anlaşılan Demirel de onay veriyor.
       Oysa idam cezasının kaldırılması; Türkiye'nin demokrasi ve insan hakları konusunda daha yumuşak mesajlar vermesi, PKK'yla mücadele stratejisinden bağımsız olarak AB'yle ilgili ilişkiler yönünden de önemli.
       Ne yazık ki; bu konuda zamanında atılmayan adımlar, AB'nin eline bu kez de "Kürt kartı"nın geçmesine neden oldu.
       Avusturya gazetelerinde dün Türkiye Cumhurbaşkanı'nın ziyareti, AB ve aday ülke diplomasisinden çok, PKK'nın Avrupa'daki yükselişi ve eylemleri açısından yansıdı.
       Görüyoruz ki, Türkiye hala "Batı ligi"nde kendini anlatmakta zorluk çekiyor.
       Apo gibi, katliamlarıyla binlerce, on binlerce insanın yaşamını yitirmesinden sorumlu bir kişinin salt Türkiye için değil Avrupa açısından da "terörist" tanımına girdiği gerçeği, nedense Türkiye'nin beklediği ölçüde uluslararası destek bulmuyor.
       İtalya Başbakanı'nın bile iade bir yana, iltica konusunda "terörizmden vazgeçtiğini açıklarsa..." diye yeşil ışık anlamına gelen sözleri diplomatik baskı yoluyla sonuç alınabilmesindeki güçlükleri yansıtmaktadır.
       Demirel buna rağmen Suriye ve Rusya üzerinde etkili olan dış politika atağının İtalya'yla ilişkilerde de sonuç vereceğine inanıyor ve "sabırlı olun" demekle yetiniyor.
       Cumhurbaşkanı'nın bu konulardaki moral kondisyonu gerçekten güçlüdür.
       Temposu da öyle...
       Adriyatik'ten Çin Seddi'ne derken dış politika turlarında nihayet Viyana önlerine de gelindi! Ancak Avusturya hükümeti bu dostluğun tarihteki kuşatmalara benzemediğini baştan anımsatmayı ihmal etmedi: Karşılamadaki top sesleri "resmi tören"e verilen önemin yansımasıydı. Jetlerin alçaktan uçuşu da Türklere "hoşgeldin" diyordu.
       Protokolde bununla da yetinilmemiş Mısır'da ya da bir Ortadoğu ülkesinde rastlanabilecek başka sürprizler de hazırlanmıştı.

       20'nci yüzyılın son 10 yılına dış politikada o kadar gelişme sığdı ki, uzak geçmişte Türkiye'yi etkileyen pek çok olay tarihin derinliklerinde kaldı.
       Avusturya şimdi AB'nin dönem başkanı, Türkiye bu kez tam üyelik kapılarını Viyana'da zorluyor.
       Demirel geniş kafileyle yola çıktı. Işın Çelebi, Şükrü Sina Gürel, Nami Çağan, Hikmet Sami Türk gibi hükümet üyelerinin yanısıra Murat Karayalçın, çok sayıda bürokrat, sendikacı, sivil toplum kuruluşu temsilcileri, Doğu ve Güneydoğu'daki illerin valileri, belediye başkanları heyette yer alıyordu. Gaziantep Belediye Başkanı Celal Doğan gezideydi. Çok sayıda işadamı da heyette yer almıştı.
       Muhalefet gensoruda sonuç alırsa, kabine üyeleri açısından bu son resmi gezi olacak.
       Işın Çelebi, 1999 yılı bütçesinin uygulamada karşılaşacağı zorluklardan söz etti.
       Esenboğa'daki uğurlamada Meclis Başkanı Çetin'e gösterilen ilgiye bakılırsa Ankara, "Hikmet Abi formülü"ne alışmaya başlamış.
       Tabii böyle dönemlerde "Başkan Babamız"ın rolü ve etkinliği de artıyor. Demirel de doğrusu giderek yükselen temposuyla bu rolün hakkını veriyor.
       Önümüzdeki seçimler 2000 yılında Demirel'den sonraki cumhurbaşkanını da belirleyecektir.
       Asker - sivil herkesin dikkati Türkiye'nin 21'inci yüzyıla hangi siyasi kompozisyonla gireceğine ilişkindir.
       Siyasi kadroların tarihi sorumluluğu, 18 Nisan seçimlerinde Türkiye'yi "krize sürüklemeyecek" bir parlamento yapısı ve iktidar çıkarma başarısı üzerine odaklanmalıdır. Aksi halde Türkiye'de gelecek 10 yılda da 1990'lardan itibaren yaşandığı gibi "askeri yönü" ağır basan iç ve dış politik gelişmelere tanık olabiliriz. Avrupa Birliği'ne tam üyelik; salt Türkiye'nin Batı liginde yer alması açısından değil, demokrasinin geleceği yönünden de bir "sigorta"dır.
       Ancak Avrupa'nın elindeki Kürt kartı, Öcalan'a sığınma hakkı tanınarak "siyasi çözüm" isteklerinin ve Türkiye'nin ulusal güvenliğini tehdit edecek girişimlerin anahtarı olursa Ankara bu durumu Batı'dan dışlanma, ayrımcılığa ve ihanete uğrama sürecinin devamı şeklinde algılayacaktır.
       Dileriz; Cumhurbaşkanı'nın Viyana kuşatması, Avusturya ve bundan sonraki dönem başkanı Almanya açısından olumlu değerlendirmelere ortam hazırlar.
       Çünkü, Türkiye artık yeni düş kırıklıkları yaşamak istemiyor!




Yazara E-Posta: d.sazak@milliyet.com.tr