Kürt siyaseti

Tunceli’de 7 PKK’lının öldürülmesi, Kastamonu’da Başbakan’ın konvoyuna yönelik saldırıda bir polisin şehit edilmesi, Hizbullah’a yakın Mustazaf-Der’le PKK yanlıları arasında Yüksekova’da çıkan olaylar, Güneydoğu’da “seçim mücadelesi”ni gölgeliyor.
PKK lideri Abdullah Öcalan da son gelişmelerden duyduğu rahatsızlığı İmralı’da görüştüğü avukatlarına iletmiş. Fırat Haber Ajansı’nın yayımladığı görüşme notlarına göre Öcalan BDP’yi de “demokratik siyaset”i geliştiremedikleri için eleştirmiş.
Onca gerilim arasında bu hafta hayli radikal bir çıkışı Demokratik Toplum Kongresi’nde Aysel Tuğluk yapmıştı.
Tuğluk şöyle diyordu:
“Kürtler hükmünü vermiştir, çözüm AKP’ye rağmen gelişecektir. Devletle olmuyorsa, halkımız kendi demokrasisini kuracak ve kurduğu bu sistem içinde yaşamasını bilecek kadar örgütlüdür. Bu statüsüzlük durumu daha fazla devam edemez. Mısır gibi mi olur, Suriye gibi mi bilinmez. Ancak bir statü kazanılacak ve ne pahasına olursa olsun savunulacaktır.”
Aysel Tuğluk bu değerlendirmenin arasına BDP destekli bağımsızların “seçime girmemesi“ olasılığını da sıkıştırıyor. Referandumdakine benzer “boykot” tehdidinde bulunuyor.
Öcalan’ın İmralı’dan gördüğü “politikasızlık” bu mudur? “Kürt siyasetçiler siyasi bir alan açamadılar” derken BDP’nin sıkıştığı alana gönderme de yapmaktadır. Öte yandan Öcalan Tunceli’de operasyonda öldürülen 7 PKK’lı nedeniyle Kandil’e de “gerillacılık oynuyorlar” eleştirisinde bulunuyor.
Aynı şekilde hükümetin tutumunu da masaya yatırıyor:
“Biz heyetle görüşmelere başlarken, ‘ölümler, tutuklamalar olmayacak’ diye anlaşmıştık. Ölüm de olmayacaktı, operasyonlar, tutuklamalar da olmayacaktı, taş da atılmayacaktı. Ancak bunlara uyulmadı. 15 Haziran son tarihtir. 15 Haziran’dan sonra ya anlamlı bir müzakere dönemi başlar ya da büyük bir savaş başlar, kıyamet kopar.”
12 Haziran’da seçime gidiliyor.
BDP eğer demokratik yoldan bir statü arıyorsa ve bu Selahattin Demirtaş’ın açıkladığı parti programındaki “özerk” yapıları aşan bir istem değilse bu görüşlerin hayata geçirileceği tek platform seçimdir. Yeni parlamentodur. Yeni Anayasadır.
Tunceli’de PKK’lıları hedef alan operasyona yönelik tepkilerin ötesinde BDP kendisine haklılık sağlayacak bir meşruiyeti, “Kürt sorunu yoktur” diyen Başbakan’ı ve AKP’yi eleştirerek seçim meydanlarında savunabilir. Ancak bu savunma, çatışmacı bir dili içermemelidir.
Kürt siyaseti, Öcalan’ın işaret ettiği demokratik alanları zorlarken, silahı tekrar çözüm olarak dayatmamalıdır. Tunceli ile Kastamonu’daki pusular sonuçta barışı dinamitleyecektir. Ve bundan çatışmacı taraflar yararlanacaktır.
Oysa YSK, Leyla Zanaları “veto” ettiğinde buna en büyük tepki demokratik siyaset yanlılarından geldi.
Şerafettin Elçi, “BDP seçimden çekilirse bölgede siyaset biter” diye uyarmış. Buna kimsenin hakkı yok!