Madımak utancı

Sivas’ta aydınların yakıldığı Madımak Oteli senelerdir bir utanç binası; gerçek bir “ucube” olarak duruyordu. Otel korunurken 2 Temmuz katliamının yaşandığı giriş katı da “kebapçı” olarak işletiliyordu. Devleti yönetenler Sivas’ın hesabını sormak bir yana, bu vicdansızlığa göz yumdular. Sonunda direnemeyip Madımak’ı 35 aydına mezar olan otel görünümünden çıkarıp Bilim ve Kültür Merkezi’ne dönüştürdüler.
Beklenti; Madımak’ın bir “utanç müzesi” olmasıydı. Bunu yapmak yerine Kültür Merkezi’nde öldürülen aydınlar adına bir köşe hazırlanmış. Liste geniş tutulmuş! 1993’teki linç ortamında oteli ateşe veren göstericilerden ikisinin de -olaylar sırasında öldükleri gerekçesiyle- adlarına yer verilmiş. Alevi dernekleri haklı olarak, “Bizimle alay mı ediliyor” diye tepki gösteriyorlar. Öte yandan valilik bu yılki törenleri yasaklamış!
18 yıldır Sivas’ın acısını yüreklerinde taşıyanlar isyan halindeler.
Sivas kurbanlarından Metin Altıok’un kızı Zeynep Altıok Akatlı soruyor:
“Sizin hiç babanız yandı mı? Hiç evladınız öldü mü? Siz kimi o otelden uzak tuttuğunuzun farkında mısınız? Oradan uzak tutamadıklarınızı adaletten uzak tutmayı pekala biliyorsunuz...”
Türkiye’nin siyasi cinayetler tarihinde Madımak’ın özel bir yeri var.
24 Ocak 1993’te Uğur Mumcu suikastıyla başlayan kanlı dönem 2 Temmuz’da Madımak’ta 35 aydının yakılmasıyla doruğa çıktı. 20. yüzyıl Türkiye’sinde bir “ortaçağ” zihniyetine tanık olundu. Devlet; polisiyle jandarmasıyla o kuşatmayı yarıp kurtarılmayı bekleyen o insanları ölüme itme beceriksizliğini sergiledi. Elbette sıradan bir beceriksizlik değildi yaşananlar. Çorum’da, Kahramanmaraş benzeri katliamın tekrarı olaylara göz yumuldu.
Zeynep Altıok, katliamın ardındaki zihniyeti sorguluyor:
“Sözde aranan firari sanıkların T.C. sınırları içinde evlenmesine, askerlik yapmasına, ehliyet almasına olanak tanıdınız. Sivas katliamının ardında kalan karanlıkları aydınlatmadınız.
Madımak binasının yerine talep ettiğimiz utanç müzesini kurmaktan özenle kaçınıp sözde ‘bilim ve kültür merkezi’ kurmanız kabul edilemezken orada -hele bizlerin izni olmadan- kayıplarımızın isimlerini kullanamazsınız. Saldırganla mağdurun adını birlikte yazmak şuursuzluk ya da aymazlık değildir. Gözdağı vermektir, vicdansızlıktır, hakarettir, saygısızlıktır.
Derhal ama derhal babam Metin Altıok’un adının oradan kaldırılmasını talep ediyorum. 18 yıldır duygusal sebeplerle Sivas’a adım atmadım. Sadece bir utanç müzesi ya da bir insanlık anıtı yapılırsa gideceğimi söyledim. Şimdi gerekirse oraya gider o plaketi sökerim.
Son söz: Bağırsam neye yarar, nasılsa duymazlar. Ben bir kömür ocağının onarılmaz göçüğüyüm. İçimde cesetler ve daha ölmemişler var.”
Sivas’ı unutmayacağız. Unutturmayacağız.