Mars’ta hayat

ABD’nin Colorado Üniversitesi araştırmacıları, eski bir göl yatağına ilişkin bulguların Mars’ta yaşam izlerinin bulunmasına katkı sağlayacağını açıkladılar.
‘Mars’ta hayat’ tezlerine yeni bir kanıt niteliğindeki veriler 3.4 milyar yıl önce oluştuğu ortaya çıkan bir gölün kıyı şeridini tanımlayan tepe silsileleri ve dalgaların arkasında bıraktığı izlerden oluşuyor.
Türkiye’yi sarsan ‘darbe belgesi’ üzerindeki imzanın gerçek mi, sahte mi olduğunun hayat boyu anlaşılmayacağına ilişkin tezler karşısında Mars araştırmacılarını ayakta alkışlamak gerekiyor.
Hiç olmazsa onlar somut ilerlemeler sağlıyorlar.
Eski bir göl yatağı buldular.
Üstelik, 3.4 milyar yıl öncesine ait.
Genelkurmay’da psikolojik dairede hazırlandığı öne sürülen ‘belge’, Nisan 2009 tarihli. Üç ay geçmiş, imzası bile kurumamış! Kriminal inceleme hâlâ sürüyor.
Münevver Karabulut cinayetinin katil zanlısının bulunamamış olması, Deniz Feneri skandalına karşın RTÜK Başkanı Zahid Akman’ın görevde kalma ısrarı da, binlerce yıl sonra Türkiye’de “Demokrasi, hukuk, adalet var mı?” diye araştıran bilim insanlarına Mars’taki gibi ‘jeolojik’ olmasa da, ‘ideolojik’ bulgular, taşlaşmış zihniyetler, evlere şenlik tabletler sunacaktır.
Mars’ta yaşam kaynağı bulunması dünyanın sonunu getirmeden, alternatif gezegen düşüncesine öncülük edecek.
Zaten, ‘kızıl gezegen’i keşif merakı da bu yüzden değil mi?
Oysa başka gezegen aramadan, Mars’ın kuruyan göl yataklarına umutla bakmadan kendi kaynaklarımızı nasıl tükettiğimizin farkına varabilmeliyiz.
TRT 2’de Ramazan Öztürk’ün Aral Gölü’nün nasıl kurutulduğuna ilişkin belgesi ürkütücü olduğu kadar öğreticiydi.
Küresel ısınma nedeniyle Güneydoğu’da barajları besleyen nehirlerde suların giderek azaldığına ilişkin haberler artıyor. Büyük baraj politikalarının sonu geliyor. Çünkü nehir yatakları değiştikçe, kuraklık arttıkça dev beton havuzlarda seviye düşüyor.
Mars’ta hayatı ve suyu arıyoruz.
Ancak ülkemizin nehirlerini, göllerini kurutuyoruz.
Hasankeyf gibi bir doğa ve tarih hazinesini baraj gölünde boğarak öldürmeyi planlıyoruz.
Doğa Derneği, Dicle Vadisi’nin UNESCO Dinya Miras Alanı olarak ilan edilmesi için bir kampanya başlattı. Tarkan, Orhan Gencebay, Orhan Pamuk gibi sanatçı ve edebiyatçılardan sonra Yaşar Kemal de bildiri imzalamış. Çukurova ile anılan büyük yazarımız, “Doğasını ve tarihini yok eden bir toplumun ayakta kalması mümkün değildir” diye uyarıyor.
Hasankeyf ortak mirasımız.
Suya, toprağa, doğaya, sade yaşama ihtiyacımız dünden daha fazla.
Mars’ta gelecek ararken, elimizdekileri yok etmeyelim.
Hasankeyf’i yaşatalım.