Maymuncuk

Maymuncuk


Nerede kalmıştık?.. İki günlük Orta Asya gezisinden dönüşte gördük ki, Garp cephesinde değişen bir şey yok. Meclis'teki taktik savaşları olanca şiddetiyle sürüyor.
Küskünlerin, 18 Nisan'daki genel seçimleri belediyelerden ayırdıktan sonra 2000'e dek açık tutmaya çalışacakları parlamentoyu "kurucu Meclis" gibi çalıştırıp liderleri "tasfiye" dahil siyaseti yeniden "dizayn" edebilme umutları henüz sönmemiş. Ecevit'in "sivil darbe" tanımı kafaların arkasındaki bu niyetleri yansıtmaya dönük bir tepki olmakla birlikte karşı tepkileri de doğuruyor. Hükümeti düşürmeyi amaçlayan gensoru, Fazilet cephesindeki sertleşmenin göstergesidir. Oysa bir hafta önce esen hava farklıydı. Daha ılımlıydı. Ankara'dan izlenimler aktarırken seçim sonrasında FP - DSP koalisyonu niye olmasın diyen çevrelerin varlığından söz etmiştik. Melih Gökçek'ten dinlediğimiz öneriyi Recai Kutan, Fazilet'i bağlayıcı şekilde dile getirince Ecevit bu durumu "ikiyüzlülük" olarak nitelendirdi. DSP lideri haklı. Faziletçiler bir yandan küskünlerle seçimi erteletmeye çalışıyor, öte yandan 18 Nisan'da sandıktan çıkacak sonuçlara bağlı olarak Ecevit'e bile sinyal gönderiyorlar!
Fazilet Partisi'nin Danışma Kurulu'nda TBMM gündemine aldırmaya çalıştığı yasa önerilerinin sıralaması öteki "takiye"leri de açığa çıkardı.
Günlerdir, Erbakan'la bağlantılı olduğu öne sürülen TCK'nın 312'nci madde değişikliğinin Meclis'teki kilitlenmeyi açmaya dönük "maymuncuk" olduğu, asıl hedefin Siyasi Partiler Yasası değişikliğiyle Hoca'nın yasağını kaldırıp seçime sokmak olduğu çok daha net anlaşılıyor. Bunun da yolu 18 Nisan takviminin iptalinden geçiyor. Aday listeleri YSK tarafından kesinleştiği için ancak seçimlerin ertelenmesi halinde Erbakan'ın yolu açılacaktır. İşte Fazilet'le küskünler arasındaki "kutsal ittifak" asıl Siyasi Partiler Yasası'nın 95'inci maddesindeki, partinin kapatılmasına neden olanların milletvekili seçilemeyeceğine ilişkin yasağın kaldırılmasında odaklaşıyor. İlginçtir... Taşkent'teki söyleşimizde "seçim ertelenirse kıyamet kopmaz" mesajıyla küskünleri sevindiren Demirel, Erbakan hakkındaki girişimleri de "hak arama mücadelesi" olarak niteleyerek Fazilet'e de selam gönderdi. Hoca'nın görüşlerini yansıtan Milli Gazete, dünkü başyazısında beklentinin ne olduğunu açık - seçik duyuruyordu:
"312'nci madde konusu gerçekte Türkiye'nin tıkanan yolunu aydınlatmaya yetmez. Bu sadece daha demokratik bir ortam için işe yarayacak çalışmadır. Esas yapılması gereken şey siyaset adamlarına verilecek cezayı halka havale etmektir."
Kararı halk verecekse, seçimden niye kaçılıyor?
18 Nisan'da seçimler yapılsın, Fazilet'in alacağı oylar görülsün, Erbakan'ın yasağı kalkacaksa bu işlemi yeni parlamento yapsın. Bu süreç, daha demokratik değil midir?
Unutmayalım, 12 Eylül'ün yasaklarını da referandumda yüzde 50'yi aşan çoğunluk oyları kaldırmıştı. Meclis'teki "küskünler havuzu"na farklı amaçlarla su taşımakta ısrar, yeni taşkınlıkların ötesinde işlev görmeyecektir. Boşa tüketilen enerjiyi keşke Türkiye'nin çözüm bekleyen asıl sorunlarına yönlendirebilsek... Ülkeye "Doğu'dan giriş yapınca" Cumhuriyet döneminde gerçekleştirilen atılımları daha iyi kavrayıp, geleceğe umutla bakabiliyorsunuz. Ankara'nın bu umutları gölgelemeye hakkı yok!



Yazara E-Posta: d.sazak@milliyet.com.tr