Mektuplar

AKP ve CHP liderleri arasındaki buluşmaya zemin hazırlayan “mektuplar”, özellikle ana muhalefet kanadında hükümet politikalarına yönelik güvensizliğin ve görüş ayrılıklarının ortaya konması açısından önemli bir belge niteliğindedir.
Deniz Baykal’ın altı sayfalık mektubu, Kürt sorunu ile PKK arasına derin bir çizgi çekiyor. CHP yönetimi, Cumhurbaşkanı Gül’ün “tarihi fırsat” söylemine dayandırılan “açılım”ın gerçek hedefinin Kürtlerin sorunlarını çözmekten çok PKK’nın siyasi hedefleriyle örtüştüğünü öne sürmektedir.
Anayasa’nın ilk üç maddesinin değiştirilmesi, Kürtçenin seçmeli ders olarak önerilmesi ve PKK’ya af istemleri zihinlerdeki projenin üç önemli ayağı olarak görülmektedir. CHP’ye göre bu hazırlıklar, milleti ve devleti etnik temelde ayrıştırma niyetinin parçasıdır ve kabul edilemez.
Baykal mektubunda Başbakan’a şöyle seslenmektedir: “Biz, açılım politikanızı, etnik ayrımcılığı teşvik eden, toplumda etnik sorgulamayı tahrik eden, insanların yaftalanmasına yol açan, ayrıştırıcı, sakıncalı bir politika olarak değerlendiriyoruz.
Açılım politikasının terör örgütünü muhatap hale getirdiğini, bölgedeki etkisini ve gücünü artırdığını görüyoruz. ‘Anaların gözyaşlarını dindireceğiz’ derken belirsizlikler içeren, tehlikeli tuzaklar barındıran bu ‘açılım politikası’nda hiçbir şekilde sizinle birlikte olamayacağımız açıktır.”
CHP lideri Baykal, Erdoğan’la görüşmeden önce hükümetin “açılım” politikasına PKK’nın hedefleriyle örtüştüğü gerekçesiyle karşı çıkarken, kamuoyunu ileride doğru bilgilendirmek amacıyla, “BBG evi” misali içeriye kamera konulmasını istiyor. Ki yeni bir Dolmabahçe mutabakatı, pardon, vukuatı olmasın!
Baykal’ın mektubunda Güneydoğu’nun sosyoekonomik sorunları, kalkınması, GAP’ın geleceği, genç nüfusun eğitimi, istihdamı, kadınların mağduriyeti, töre/namus cinayetleri gibi bölge gerçeklerine de yer verilmiş.
Türkiye 1990’ların başında PKK’nın “iç savaş”a çevirdiği ülke koşullarında bile SHP/CHP raporlarıyla Kürt kimliğini, anadillerin özgürce kullanılabilmesini tartışabilmişti. CHP lideri o raporları hatırlatırken, “Bugün ulaştığımız nokta çağdaş demokrasi anlayışına ve AB müktesebatına uygun nitelik taşımaktadır” demektedir.
Eğer öyleyse Kürtlerin varlığı, siyasi hakları, dili ve kültürü serbestçe savunuluyorsa geriye tek sorun kalmıyor mu? O da PKK’yı silahsızlandırmak, Kandil’i boşaltmak değil mi?
Çözümsüzlüğün adı, PKK’nın “dağda kalmasını” savunmaktır.
Kandil çözülürse, demokratik çözümlerin önü açılmaz mı?
CHP, açılımı PKK’ya yönelik bir siyasi proje olarak görüyorsa, PKK’yı nasıl etkisizleştireceğini, iktidara gelirse terörü nasıl sona erdireceğini de açıklamalıdır.
On yıl önce Öcalan’ın yakalanıp İmralı’ya konulması gibi uzak olmayan bir tarihte Kandil boşaltılırsa ne olacak? Ecevit o sayede seçim kazanmış, CHP de parlamento dışında kalmıştı!