Merkel’in direnci

Almanya Başbakanı Angela Merkel, dört yıl aradan sonra Ankara’ya geldi. Merkel, Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy ile birlikte Türkiye’nin AB tam üyeliğini “imtiyazlı ortaklığa” çevirmeye çalışıyor. Bu tutumunun değişmediğini Berlin’de görüştüğü gazetecilere de yineledi:
“İmtiyazlı ortaklık konusunda görüşüm aynı. Bu sadece ortaklık değil, AB ile Türkiye arasında iç içe geçmiş ilişkilerin de yansıması. Toplam 36 müzakere başlığının mesela 27-28 tanesi beraber ele alınabilir başlıklardır. Bu imtiyazlılığı sağlar. Ama eğitim, araştırma, ekonomi, savunma, ortak güvenlik politikaları açısından tam üyelik olmadan, konumlandırılan ilişkiler sağlanabilir. Böylece bugünden daha kapsamlı bir ilişki olur.”
Avrupa Birliği’nin “Ortak Pazar” diye anıldığı 1960-70’lerde Türkiye’nin karşıtlığı, “Onlar ortak biz pazar olmayız” sloganıyla ifade edilirdi. Merkel, 40 yıl sonra o günlerin sloganını Almanya açısından canlandırmak istercesine, “Türkiye eksen değiştirmesin, NATO’da devam edelim, AB ile ucu açık müzakereleri sürdürelim ama tam üyelik olmasın” demeye çalışıyor.
“Ahde vefa” işte böyle olur!
Ankara protokolünün Merkel için ne anlama geldiğini dünkü basın toplantısında gördük. Kıbrıs sorununun çözülmesini, “havaalanı ve limanların Rumlara açılmasını” istiyor. Ancak Başbakan Erdoğan’ın yanında Merkel, “imtiyazlı ortaklık” sorularına yanıt verirken, Türkiye ile katılım müzakerelerinin de sürdürülmekte olduğunu vurgulamak durumunda kaldı. İkili ilişkilerde “iyimser” bir vizyon çizdi. Almanya’daki Türklerin “asimilasyonu değil, entegrasyonu”ndan söz etti, lise ve üniversite açılması isteklerinin “Almanca öğrenilmesini engellemediği sürece bir hak olarak savunulacağı” mesajını verdi.
3 milyon Türkün Almanya’daki varlığı önemli bir güç oluşturuyor. AB sürecinde, “dil, kimlik ve kültürel hakları” ülkelere göre ayrıştırmak savunulamaz. Nitekim Yeşiller, Türklerin lise ve üniversite açmalarından yanalar.
Türkiye’nin AB üyeliği ise Merkel’in partisi içinde de taraftar buluyor.
Merkel’in gelişi öncesinde Hürriyet’te Metehan Demir’in yazısı bizim bu köşede önerdiğimiz Yunanistan’daki ekonomik kriz nedeniyle Ege’deki “askeri harcamaları” azaltılması açısından dikkat çekiciydi. Almanya Başbakanı her yıl silahlanmaya giden milyarlarca doların kalkınmaya, insanların gerçek ihtiyaçlarına ayrılabileceğini savunuyormuş. Bu önerisini Atina’dan sonra Ankara’ya da iletecekmiş.
Almanya Başbakanı, bu görüşünü hükümete iletti mi bilmiyoruz ancak Mahmut Özer adlı okurumuzun da anımsatmasıyla yinelemekte yarar görüyoruz:
Türkiye “krizdeki” Yunanistan’a jest yaparak, Ege’deki askeri harcamalarda kısıtlamaya gidebilir. Depremde olduğu gibi, yangınla mücadelede de ortak stratejiler üretilebilir.