Mezar açılımı

Ekranlar dün öğle vakti iki “canlı yayın”a odaklanmıştı.
Fransa Meclisi’ndeki “soykırımı inkâr suçu”yla ilgili yasa teklifi görüşülürken “bir Susurluk polisiyesi” olan Ayhan Çarkın’ın itiraflarından hareketle eski MİT’çi Tarık Ümit’in öldürüp atıldığı “mezar yeri” kazılıyordu.
Ayhan Ç’nin Radikal ve Taraf’a yaptığı açıklamalar ve savcılığa verdiği ek ifadelerle 1990’ların “faili meçhul” cinayetleri üzerinden “derin devlet”in tarihi yeniden yazılacak!
Derin devletin “kirli” tarihi, Susurluk kazasıyla ortaya dökülmüş ancak 28 Şubat sürecinin dengeleri, MGK etkisi ve siyasilerin dokunulmazlığı nedeniyle kapatılmıştı.
O cinayetlerin kökeninde Güneydoğu’da PKK’ya karşı verilen savaşın “hukuk” çizgisinden çıkması vardı.
JİTEM tarzı örgütlenmelerle PKK ile savaş askeri zeminden “özel harekât” noktasına kaydırılınca “itirafçılar tetikçi” oldu, Yeşil’ler ortaya çıktı. Faili meçhuller, infazlar başladı.
Çiller döneminde bu savaş, PKK’yı destekleyenler listesiyle Batı’ya kaydı.
Eski MİT Kontr-Terör Dairesi Başkanı Mehmet Eymür son ifadesinde 40 kişilik “ölüm listesi”ni Tarık Ümit’te gördüğünü açıkladı. Tarık Ümit MİT muhbiriydi. Bolu-Hendek-Sapanca “ölüm üçgeni”ndeki cinayetler arasında o da kim vurduya gitti.
Özel Harekâtçı Ayhan Çarkın geç de olsa konuşuyor.
“Biz infazları devlet için yaptığımızı düşünüyorduk. Ama devlet için değilmiş. Kürt baronlarını tasfiye edenler kendileri baronlaşıp para ve uyuşturucu trafiğini ele geçirdiler” diyor. Ömer Lütfü Topal cinayeti tam da bu tanıma giriyor.
Özel Harekâtçılar, 1993-94’lerde “devlet içinde devlet” haline gelip mafyalaştılar. Susurluk’ta ölen Abdullah Çatlı, şimdilerde Ergenekon sanığı olan eski Özel Harekât Dairesi Başkanı İbrahim Şahin, 1990’ların ANAP-DYP mücadelesinde saf tutup “devlet adına” operasyonlara kalkıştılar. Tansu Çiller ve Mesut Yılmaz’ın birbirlerini “yok etme” savaşı da buna zemin hazırladı.
Mehmet Ağar sahneye çıktı.
Susurluk kazası, devletin bu “derin” yapılanmadan arınması, temizlenmesi için bir fırsattı.
Ömer Lütfü Topal cinayetinin “polislerce işlendiği” anlaşıldıktan sonra Çankaya’da “devlet zirvesi” yapıldı. Dönemin Cumhurbaşkanı Demirel, Susurluk sonrası, “devlet bazen rutinin dışına çıkar” diye konuştu. 1996-97’de Milliyet, Radikal gazeteleri Susurluk’un üzerine giderken Erbakan ve Refah Partisi çevrelerince “fasa fiso” diye küçümsenmişti.
Bu dosyaların Susurluk davası görülürken TBMM’de araştırma komisyonu çalışırken açılması da mümkündü.
15 yıllık gecikmeden sonra ortaya çıkan duyarlılık yine de umut vericidir.
Ayhan Çarkın’ın ağustosta Tarık Ümit’in mezar yeri konusunda savcıya verdiği kroki unutulurken aralık sonunda “mezar açılımı”na gelindi.
Kazılan “derin devlet”in mezarıdır!