Mola

Başbakan Erdoğan İngiltere dönüşü uçakta, “Bir dönem sonra milletvekilliğine mola vereceğiz. Sonrasında tekrar devam edeceğiz. Ama bakarsınız, mola hoşumuza gider tamamen bırakırız. Çekilip böyle, sadece partiye danışmanlık yapalım diyebiliriz” şeklinde konuşmuş.
AKP tüzüğü seçilmeyi “üç dönem”le sınırlandırdığı için parti kurucuları açısından 12 Haziran “son seçim” tarihi olacak.
Tüzük, genel başkan sıfatıyla AKP liderini de bağlıyor ancak Tayyip Bey açısından “mola”dan önce düşünülecek başka makamlar var: Cumhurbaşkanı Gül’ün 5 ya da 7 yıllık görev süresinin bitiminde Erdoğan Çankaya’ya çıkabilir. Ancak Tayyip Bey’in bugünkü Anayasal yetkilerle Cumhurbaşkanı seçilmeyi “yeterli görmediği” de bir gerçek. “Başkanlık modeli”nden yana. Londra’da verdiği demeçte, “seçimden sonra başkanlık sistemini referanduma götürmeyi düşündüğünü” açıkladı.
Devlet bakanlıkları sayısını azaltmak için Kanun Hükmünde Kararname çıkarmak istemesi de “başkanlığa geçiş” denemesi niteliğinde. “20+1 gibi bir kabine düşünüyorum” demiş.
12 Haziran seçimleri Tayyip Bey’in “gönlündeki” modelin ne ölçüde hayata geçtiğini gösterecek.
Londra dönüşü 81 ilde 106 bin denekle yaptırdıkları anketten söz etmiş. Meclis’e girecek parti sayısına göre (3 ya da 4 dört) AKP’nin 315 ila 335 arasında milletvekili çıkarabileceğini söylemiş.
MHP barajı geçemezse bu sayı artacak!
Bu hafta büyüme rakamları açıklandı.
Türkiye ekonomisi 2010’da yüzde 8.9 oranında büyüdü.
Kişi başına ulusal gelir 10 bin doların üzerine çıktı. Toplam gelir 736 milyar dolar (1 trilyon TL) oldu. AKP’nin iktidara geldiği 8 yıl önce bu rakam 230 milyar dolardı.
Rekor büyüme; dış ticaret açığı ve ülkenin kronik sorunu olan gelir adaletsizliği, bölgesel farklılıklar, insani gelişme endekslerindeki olumsuzluklar, kadın istihdamındaki eşitsizlik, genç nüfusun istihdamı, işsizlik, yoksulluk gibi sorunlarla birlikte değerlendirildiğinde Türkiye’de “her şeyin güllük gülistanlık” hale geldiği söylenemez. Ancak siyasetteki “altın kural” bu seçimde de işler. Büyüme dönemlerinde iktidarlar seçim kaybetmezler!
Kaldı ki AKP, 2009 krizinin Avrupa ekonomilerini vurduğu İrlanda’nın, Yunanistan’ın iflas noktasına geldiği, İngiltere’de halkın sokağa döküldüğü bir ortamda “krizin teğet geçtiği” bir Türkiye grafiği çizmiş ve başarılı olmuştur.
Son olarak Başbakan’ın Erbil ziyareti, Barzani yönetimiyle normalleşen ilişkilerin önemini gösteriyor.
Muhalefet ancak “Türkiye’yi daha iyi yönetme” iddiasını somut projelere dönüştürebilirse 12 Haziran’da iktidarı AKP’den alabilir. CHP geç de olsa bu gerçeği kavradı ve “projeler” üretmeye başladı. Ancak Kılıçdaroğlu’nun şanssızlığı 8 yıllık gecikmeyi 3 ayda kapatmaya çalışacak olması.
Asıl yarış, 12 Haziran’dan sonra başlayacak, Tayyip Bey “mola” vermeden, başkanlığa koşarsa dengeler değişebilir.