Mutlu ülkemiz

Mutlu ülkemiz


NE şiddet ne terör... Ne seçim ne geçim derdi! Alman Focus dergisince yayımlanan bir araştırma içimizdeki "olumsuzluk ateşi"ne fena halde köpük sıktı. Meğerse ülkemiz, dünya "mutluluk ligi"nde dokuzuncu sıradaymış. Derginin Türkiye bölümünde ankete katılanların yüzde 39'u kendini mutlu hissettiğini söyleyince, üyesi olmaya çalıştığımız AB ülkeleriyle, kuzeydeki refah toplumu simgesi İsveç'i bile geride bırakmışız! Bizim üzerimizde ABD, Avustralya (herhalde yerlisidir), Hollanda gibi ülkeler var. Venezüella insanı (Tibetli rahipler değil) yeryüzünde yaşayanların en mutlusuymuş. Sanayi devi Almanya ise daha mutlu olsunlar diye oraya gönderdiğimiz Türk insanının 9'unculuğu karşısında neredeyse ikinci lig sayılabilecek 33'üncü sırada geliyormuş.
Böyle olacağı belliydi:
Tarih, sürgündeki bir sanatçının hüznünü "sen mutluluğun resmini çizebilir misin" dizelerine döken Nazım'ı bile asrın sonunda yanılttı. Ne bilecekti Abidin Dino'ya seslenirken koca şair, televizyon çağında mutluluğun görüntüsünün ekranlardan taşıp halkımızın zil takıp oynayacak kadar refah içinde yüzeceğini! Gerçi tulum giyip elinde levye fabrikaya giden, madene inen işçi profilinin yerini, akşamları pijaması ve uzaktan kumandasıyla evinin ekmeğini - pardon, otomobilini - çıkarmaya çalışan sessiz çoğunluk aldı ama mutluluk tablosu değişmedi. Mazlum insanımız onca olumsuzluğa karşın güle oynaya yaşamını sürdürüyor.
Hayat Güzeldir.
İtalyan yönetmen Roberto Benigni, çocuğu uğruna savaşı bir oyuna dönüştüren filmi Türkiye'de çekse kahraman baba rolünü kendisi üstlenmek zorunda kalmaz, aktör ordusu arasında seçim yapmakta zorlanırdı.
Traji komik görüntülerde de ülkemiz konu sıkıntısı çekmiyor. Dünya mutluluk ligindeki önlenemez yükselişimizin bir nedeni de bu olsa gerek. Enflasyon, yüksek faiz, işsizlik, trafik'te ölüm vız geliyor halkımıza. Nasıl olsa, her seçim döneminde birileri çıkıp "halkın refahı ve mutluluğu" için çalışacaklarına söz verip çalıp çırpmaya devam ediyorlar. Ne yapsın halkımız? Bakıyor ki, soygun düzeninin yıkılacağı yok kendisini eğlenceye vuruyor: "Neremi... Neremi? Gözlerini..."
Focus dergisinin Türk insanının mutluluk grafiğini hayli yukarıda gösteren araştırması şaşırtıcı gelmemeli. Apo bile uçakta, "memlekete hoş geldin" sözleriyle ayılıp gözlerini ovuştururken sıcak havlu istemeyi aklına getirmeksizin fırsat verilirse Türkiye'ye hizmet etmekten duyacağı mutluluğu ifade etmedi mi?
Küçük mutlulukların ülkesiyiz. Çabuk seviniyor, kolay unutuyoruz. Üzülürken karalar bağlıyor, gamsız tasasız yaşayabiliyoruz. Sabırlı bir toplumuz, hala İkinci Dünya Savaşı kuşağı liderlerin himayesinde yönetiliyoruz. "Yıkılmadım, ayaktayım" sözleri toplumdaki arabesk düşkünlüğünün yanısıra ülkeyi yönetenlerin ruh halini yansıtıyor. Çaresiz halkımıza bu durumda tek seçenek kalıyor: Ham çökelekle göbek atıp kendi mutluluğunu inşa etmek. Geçenlerde magazin dünyasındaki çılgınlığı ve şovmenlerin yükselişini konu alan bir yazısında Rakikal'den Zeki Coşkun bu durumu Roma İmparatorluğu'nun çöküş dönemine benzetiyordu:
Halk, hem ekmek hem eğlence istiyor.
Bugün Galatasaray - Fenerbahçe maçı var. Gün futbolun. Yenen takım şampiyonlukta avantajlı duruma geçecek. Beraberlik ise Beşiktaşlıları mutlu edecek.
Mutlu pazarlar!



Yazara E-Posta: d.sazak@milliyet.com.tr