Müzeler

Ne güzel, peş peşe müzeler açılıyor. Geç kalmış “Rönesans” yaşar gibiyiz! Ankara-Ulucanlar Cezaevi de “aslına uygun” biçimde düzenlenerek ziyaretçilere açılmış. Denizler’in idam sehpasından Ecevit’in şapkasına, Mustafa Pehlivanoğlu’nun mektubundan Erdal Eren fotoğrafına, Nâzım Hikmet’ten Necip Fazıl’a, Fakir Baykurt’tan Yılmaz Güney’e “ünlü” tutukluların kaldıkları koğuşlara kadar “acı ve utanç” adına ne varsa sergilenmeye başlanmış. İsteyenlere hoparlörden çığlık sesleri verilen tecrit odalarında “mahkûmluğu yaşatacak” atmosfer de sunuluyormuş.
Bu yaz benzer bir müzeyi; Vietnam savaşının simgelerinden “Hanoi Hilton”u gezmiştik.
Soykırım ve insanlık müzelerinin dünyada geniş bir coğrafyaya yayıldığını biliyoruz.
Senegal’deki “Köle Adası” Amerika’ya insan pazarlayan sömürgeci güçlerin okyanus ötesine geçiş merkezidir. Yüzlerce yıllık “kan kokusu” nedeniyle ada bugün bile köpekbalıklarının kuşatması altındadır.
Auswitch’i anlatmaya bile gerek yok. Nazilerin gazabına uğrayanlar, gaz odalarında katledildiler.
Moskova’daki müze de, binlerce insanın saçlarına dokunabilecek ölçüde “canlı” tasarlanmıştır.
Bizde de artık geçmişle yüzleşeceğimiz müzeler açılıyor!
Ulucanlar’dan sonra Madımak, Diyarbakır sırada.
İstanbul’da 2010 Avrupa Kültür Başkenti çerçevesinde onarılan “Otağ-ı Hümayun” kültür merkezi hizmete girdi.
Osmanlı’da ordu sefere çıkmadan önce şimdiki Yıldız Teknik Üniversitesi’nin Davutpaşa Kampüsü içindeki alanda toplanırmış. Televizyonlarda izlemişsinizdir: Törende büyük bir arbede çıktı. İstanbul polisi bu kez de DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi’nin de bulunduğu işçi ve sendikacıları copla, kalkanla dağıtmaya çalıştı. Çatışma çıkmasa çoğumuzun haberi bile olmayacaktı: Kültür merkezi yapılan yer 12 Eylül darbesinde DİSK üyelerinin sorgulandığı, işkence gördüğü yermiş. “Toplumsal Belleği” hiçe sayan bu girişim DİSK’i isyan ettirmiş. Oranın “İnsanlık Müzesi”ne dönüştürülmesi isteniyor.
“Medeniyetler Buluşması” böyle bir şey olsa gerek.
Kültür merkezi yapmaya çalıştığınız yer işkencehane çıkıyor!
Ziverbey, Mamak, Selimiye.
Kültür Bakanlığı buraları da “müze” yapsa, “Rönesans”a erişeceğiz.
Geçmişin acılarıyla yüzleşirken elbette bugüne ve yarına bakmalıyız. İnsanlık dışı olayların yaşanmasına engel olmalıyız. Bu hesaplaşmada 12 Eylül 1980, “milat” oluşturuyor.
Başbakan Erdoğan, referandum kampanyası boyunca 12 Eylül’ün mağduriyetlerini dile getirmişti. Ancak 2010 yılı kapanırken AKP’nin Meclis’te henüz hiçbir adım atmadığı gözleniyor.
CHP ve BDP’nin 12 Eylül ve faili meçhullerle ilgili teklifleri art arda reddedildi.
Siyasi iktidarın “demokratikleşme”yi kendi tekeline alma gibi bir yaklaşımı var ve “iki dil”, “özerklik” tartışmalarında ortaya çıkan tuhaflığı “12 Eylül Hesaplaşması”nda da yaşıyoruz.
AKP, referandum sözünü tutmak için ne bekliyor?!