Olacak O Kadar

Olacak O Kadar

       SANSÜRÜN adı RTÜK.
       Levent Kırca - Oya Başar ikilisinin "Olacak O kadar" programında hicvedilen Işılay Saygın'ın başvurusu üzerine Kanal D televizyonuna kapatma cezası kararı alınınca, sanatçılar ayağa kalktı. Levent Kırca, programı yayından çektiğini açıkladı, ona destek vermek üzere Bizimkiler, Mahallenin Muhtarları gibi çok izlenen dizilerin senaristleri Umur Bugay ve Kandemir Konduk da, kendi yapımlarını yayından kaldıracaklarını bildirdiler.
       Bu tepkilerin, kurulduğu günden itibaren, işlevi tartışılan RTÜK'ün geleceğiyle ilgili tartışmaları siyasi iktidarın ve parlamentonun gündeme taşıması kaçınılmazdır.
       Nitekim, Levent Kırca, protesto eylemini "açlık grevi"ne dönüştürerek, kamuoyunun tepkisini, bir yasal düzenleme ihtiyacı üzerinde toplamaya çalışıyor.
       Aslında RTÜK'ten sadece, sanatçılar değil, haberciler ve nihayet seyirciler de şikayetçi.
       Çünkü, çoksesliliğin esas olduğu bir çağda siyasilerin "arpalığı" haline gelen bir kurumun sansür uygulaması ve beğenmediği program ya da filme bozularak, "ekran karartması" olacak şey değildir.
       RTÜK, yasa gereği siyasilerin üye "kontenjanı"na dayalı bir kurum olma yerine, daha bilimsel bir özellik taşıma, ağırlıklı olarak iletişim bilimcilerine, hukukçulara, gazetecilere, televizyonculara açık olabilseydi, aldığı "kararlar" daha az tartışılabilirdi.
       Ama öyle olmuyor ki... O günkü program kimin canını sıkmışsa, keyfini bozmuşsa, RTÜK "izleme kurulu" toplanıyor ve ceza yağmuru başlıyor.
       Siyasi iktidarların bir zamanlar TRT üzerinde uyguladığı "resmi sansür", RTÜK marifetiyle yeniden hortlamıştır.
     "Ekran karartma"nın kanal yerine, programı bağlamasını ve bunun da "objektif" değerlendirmelere dayandırılmasını daha önceki yazılarımızda savunmuştuk.
       Son olarak Ağustos ayında şu öneriyi yapmıştık:
     "Madem her gece birkaç kanal kapanıyor, televizyonlar birleşip bir gün de kendileri uyarı eylemi yapsınlar, ekranlar 24 saat topluca kararsın."
       "Olacak O Kadar"ın başına gelenlerden sonra, özel kanallar arasındaki, "dayanışma"nın arttığı ve RTÜK'le ilgili beklentilerin yüksek sesle ifade edilmeye başlandığı gözleniyor.
       Medyanın, RTÜK sansürüne karşı çıkması, mesleksel bir zorunluluktur.
       Çünkü, sanat, sinema, müzik, gazete, kitap, televizyon özgürlük ortamında güzeldir.
       Ancak, özellikle televizyonların bu özgürlüğü, kamu yararına kullanmak ve bir yaratıcılığa, estetiğe, güzelleştirmeye dönüştürmek yerine "rating" uğruna harcadıkları, ucuzlaştırdıkları hatta yer yer çirkinleştirdikleri gerçeğinin de bir "özeleştiri" olarak altını çizelim.
       Ekrandaki kan ve şiddet, "az sonra..." diye seyyar satıcı çığırtkanlığıyla televizyon başına toplanan insanların merak duygusunu sömüren "intihar" olaylarının defalarca gösterimi... Cinayet sanığı, şan şöhret budalası, laf cambazı kişilerin kahramanlaştırılması ve "arabeskin" bir tartışma üslubu ve yaşam biçimi olarak topluma sunulması da "madalyonun öteki yüzü"dür.
       Daha önceki gece kafasını yeşile boyamış kadın düşmanı sözde tiyatrocuyla, Huysuz şovmen orasını burasını açarak, ekranda güreşiyordu.
       Kadın dernekleri dün Levent Kırca - Oya Başar ikilisinin "Bakire Bakan" parodisinde "kadını aşağılayan" yaklaşımını eleştirmişler.
       Haklılar... Bir kadının evlenmemiş olması, onun kişilik haklarının zedelenmesi ve küçük düşürülmesi sonucunu doğurmamalıdır.
       Zaten sorun da burada değil mi?
       Sansürle, "sorumluluk" ve "kalite" arasındaki dengeyi bir türlü tutturamıyoruz.
       Oysa siyasette mizaha, ince alaya daima yer vardır. Levent Kırca'nın dediği gibi, "jet ski"ye de gülmüştük! Bakire Işılay Hanım'a da gülüyoruz. Tıpkı dünyanın, ABD Başkanı Clinton'un Monica ile cinsel fantezilerine güldüğü gibi.
       Keşke, üzerinde toplumca birleşeceğimiz bir sarkaç vicdanlarımız üzerinde gezinse de, her şeyi kişilerin sorumluluğu ya da sorumsuzluğuna bırakmasak.
       Kurumsallaşmanın gereği de bu değil mi?
     "Olacak O Kadar" eylemi, sansüre karşı koymanın yanısıra; çocukları, gençleri, kadınları düşünerek daha düzeyli programlar üretme çabalarının "miladı" olmalıdır.




Yazara E-Posta: D.Sazak@milliyet.com.tr