Özür yerine imza

Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin Metris Cezaevi’nde işkence sonucu öldürülen Engin Ceber’in ailesinden “devlet ve hükümet adına” özür diledi. Olayda sorumlu görülen cezaevi hekimi dahil 19 görevlinin açığa alındığını bildirdi.
İşkence “insanlık suçu”dur.
Türkiye öteden beri “işkence” konusunda dünyanın sayılı sabık ülkelerinden biridir.
12 Mart muhtırası ve 12 Eylül askeri rejiminde, Şili’de, Arjantin’de olduğu gibi, ülkemizde de “muhalif” sayılan aydınlar, öğrenciler, sendikacılar, siyasetçiler “gözaltında” ölesiye işkence görmüşlerdir. Diyarbakır Cezaevi gibi insanlık onurunun bütünüyle ayaklar altına alındığı yerlerde tutuklular gördükleri zulüm karşısında kendilerini ateşe vererek ölmeyi tercih etmişlerdir.
Bu rezaletler Uluslararası Af Örgütü raporlarına geçti.
1990’lardan sonra Türkiye “sistematik” işkenceyi kaldırmak konusunda hayli yol aldı.
Hatırlanacaktır, Demirel-İnönü koalisyonunun kurulmasıyla sonuçlanan seçim kampanyasında DYP “duvarları camdan karakol”lar vaat etmişti. AB süreci de “şeffaflığın” sağlanması yönünde hayli etkili oldu. Ceza yasaları değişti, AİHM’den çıkan ağır tazminatlar caydırıcı oldu.
AKP de, “işkenceye sıfır tolerans” sloganıyla işbaşına geldi.
Ancak İstinye’de bir protesto gösterisinden Metris’e gönderilen Engin Ceber’in öldürülmesi olayı gösteriyor ki, insan hak ve özgürlükleri konusundaki onca ilerlemeye karşın hâlâ “bir arpa boyu yol alamamışız!”
Adalet Bakanı şimdi özür diliyor. Çok geç değil mi?
Özür yetmez. Türkiye, işkenceyi gerçekten önlemek istiyorsa BM Ek Protokolü’nü imzalamalıdır.
Dün İstanbul Milletvekili Ufuk Uras aradı.
Meclis’e, “Birleşmiş Milletler İşkence ve Zalimane, İnsanlık Dışı ve Onur Kırıcı Muamele ve Cezaya İlişkin Karşı Sözleşmeye İlişkin Ek Seçmeli Protokol’ün Onaylanması” hakkında bir yasa önerisi sunmuş.
Ancak TBMM Başkanı Köksal Toptan’ın 7 Ocak 2007 tarihli yazısıyla, uluslararası anlaşmaları onaylama yetkisinin “yürütme”ye ait olduğu belirtilerek yasa önerisi geri çevrilmiş. İşleme konulmamış!
Ufuk Uras’a sordum, “Aradan geçen bir yıla yakın zamanda Adalet Bakanı’ndan kendisine iletilmiş bir bilgi ya da onay hazırlığı olmuş mu?” diye... “Hayır” dedi, Uras. Türkiye, “seçmeli protokolü” imzalamış olsaydı, işkence ve kötü muamelenin henüz gerçekleşmeden önlenmesine dönük yaptırımların uygulanması mümkün olacaktı.
Bu konudaki yöntem, idareden bağımsız “ziyaret” mekanizmasıdır.
Avukatlar, hekimler, bilim insanlarından oluşturulan heyetler, hiçbir engelleme olmaksızın karakol, cezaevi, sorgu odalarını ziyaret edebilmekte, baskı ve korku altında dile getirilemeyen gerçek durumu rapor edebilmektedirler.
İşkence böyle önlenir. Lafla değil!