Pankart cezası

Savcı, “Roman buluşması”nda parasız eğitim için pankart açan 3 öğrenci hakkında 15’er yıla kadar
hapis cezası istemiş!
Berna Yılmaz ve Ferhat Tüzer, önceki savcının beraat istediği davada 19 ay tutuklu kalmışlardı.
Savcı değişti.
Eylemleri “terör örgütüne üyelik suçu”na girdi.
Alay eder gibi.
Bir savcı daha değişse 3 öğrencinin cezası ömür boyu hapis cezasına dönüşebilir!
Hrant Dink suikastında “örgüt yok” diyen, Sivas katliamını “insanlığa karşı suç” olarak görmeyerek davanın zamanaşımına uğramasını seyreden yargı, öğrenci eylemleri söz konusu olduğunda en ağır yaptırımları isteyebiliyor.
Adalet Bakanlığı AİHM’yle, Avrupa Konseyi ile yasaların daha özgürlükçü yorumu konusunda ortak projeler geliştiriyor olsa da ülkedeki ağır siyasi iklim değişmiyor. Yasaların hükmü, kan döken, şiddet uygulayan, cinsel istismar ve tecavüz suçlularına değil, pankart açan öğrencilere işliyor.
Bir ülkede “parasız eğitim istemenin” karşılığı 15’er yıl hapis yatmaksa orada “ileri demokrasiden” söz edilemez.
İstanbul Politikalar Merkezi’nin Anayasa Reformu raporunda “demokrasinin kusurlu hatta melez bir rejime kayma riski”nden söz edilirken yargı sisteminden kaynaklanan sorunlar sayılmaktadır.
“Yargı bireylerin, adil yargılanma hakkını korumalı, fakat yargının devleti koruma refleksine sahip olduğu kanısı yaygın, bu da tarafsızlığa zarar vermekte” denilmektedir.
Pankart davasında 24 Mayıs 2011’de görüşünü açıklayan Savcı Kasım İlimoğlu, “Roman Buluşması”na katılan öğrencilerle ilgili demokratik bir yorum yapıyor:
“Anayasa’da düşünceyi açıklama özgürlüğü ile gösteri düzenleme hakkı ayrıntılı olarak anlatılıyor. Eylemler silahsız ve saldırısız toplantı ve yürüyüşler önceden izin almadan dahi yapılabiliyor. Dernek ve sivil toplum örgütlerinin eylemlerine katılan sanıklara sırf katılımlarından dolayı ceza sorumluluğu yüklenemez.”
İstanbul 10. Ağır Ceza’da Savcı Adem Özcan ise öğrencilerin DHKP/C örgütünün alt yapılanması olan Halk Cephesi ve Gençlik Federasyonu’nun düzenlemiş oldukları birden fazla eyleme katıldıkları gerekçesiyle “terör örgütü üyesi olmak” suçunu işlediklerini savunmakta.
Berna Yılmaz, Ferhat Tüzer ve Utku Aykar beraat edecekken 15’er yıla kadar hapis cezasıyla yargılanacaklar.
“Devleti koruma refleksi” bu davada en ağır şekliyle karşımıza çıkıyor.
19 ay cezaevinde yatmış gençleri daha fazla cezalandırma isteği salt “örgüt” bağlantısına dayandırılıyorsa, yargının aynı duyarlılığı en başta Hrant Dink davasında sergilemesi gerekmez miydi? Üstelik o örgütlenme her aşaması “devletin bilgisi dahilinde” gerçekleşen cinayetle sonuçlanmıştı.
Mahkeme, “örgüt yok” deyip Erhan Tuncel’i salıverdi.
“Parasız eğitim” için pankart açan öğrencilere ise cezaevi yolu gözüküyor.
Adaletin bu mu dünya!