Sanata vergi

Sanata vergi

Derya SAZAK

SİNEMACILAR da yürüdü!
İşçi, memur, emekli, öğrenci derken Yeşilçam'ın ünlüleri de İstiklal Caddesi'ne çıktı. Pankart açan Türkan Şoray, bu kez rol yapmıyordu.
"Olur mu böyle olur mu, Türk sineması sırtından vurulur mu?"
Sanatçıları isyan ettiren olay, yıl sonu itibariyle esen vergi rüzgarından sinema sektörünün de "olumsuz" yönde etkilenmesiydi. Türk filmlerinden alınan "rüsum" yükseltileceği için, bu kararı protesto eden "ünlü"ler Taksim'e yürüdüler.
Galatasaray'dan çıkan sinemacılara gösterilen ilgi, Candan Erçetin'i kovalayan klip kalabalığı kadar olmasa da, hayli fazla sayılabilirdi.
Sanatçılar, "özerk sinema" sloganını attıkça, onları filmlerde görmeye alışmış vatandaşlar da alkışlarıyla destek oldular.
Yürüyüş kolunda kimler yoktu ki; Türkan Şoray, Atıf Yılmaz, Ali Özgentürk, Nur Sürer, Nilüfer Açıkalın, Berhan Şimşek.
Sanatçılar, film negatiflerinin sarılı olduğu çam ağacını Atatürk Anıtı'na bırakıp, dağıldılar.
Film Yapımcıları Derneği Başkanı Sabahattin Çetin, sinemayı yaralayan kararın gözden geçirilmesini isterken şu mesajı verdi:
"Kültür ürünlerinden rüsum alınmasını istemiyoruz. Rüsumun bir fonda toplanarak, yeniden Türk sinemasını desteklemek için kullanılmasını öneriyoruz."
Türk sineması tam ayağa kalkıyor diye sevinirken, bu darbeyi nasıl yorumlayacağız?
1997, sinemada yerli yapımların dev maliyeti Hollywood filmleriyle yarışıp, neredeyse öne geçtiği bir yıl olmadı mı?
Seyirci, Türk filmi görmek için sinema salonlarını doldurmaya başlamışken, güç bela elde edilen gelirleri kuşa çevirmenin ne anlamı var. Televizyonun altında ezilen sanat ve gösteri dünyası zaten doğru dürüst teşvik görmüyor, bir de vergileri ağırlaştırarak yeniden doğan Yeşilçam'ı soluksuz bırakmaya çalışmak büyük haksızlıktır.
Peki, sinemacılarımız bunu hak edecek ne yaptılar?
Onları, "başarılı" oldukları için mi, cezalandırıyoruz.
Türkiye, son yıllarda alışkın olmadığı biçimde, Oscar'a aday film tartışmasıyla geçirdi 1997'yi...
Eşkıya mı, Hamam mı?
Eşkıya'nın geçen yılki rüzgarını, 1997'de Hamam, Masumiyet, Ağır Roman gibi filmler aynı hızla günümüze taşıdılar.
Sinema salonlarında, 1998'de de Türk filmleri fırtınası eseceğe benziyor.
Dileriz, belediye ve Bakanlık yetkilileri, Yeşilçam'ın yürüyüşüne kulaklarını tıkamazlar ve "rüsum" kararını bir an önce gözden geçirirler.
Filmler iyi iş yapıyor diye "haraç gibi vergi olmaz."
Sinemamız, ödül bekliyor, ceza değil!

Sezen Aksu - Uğur Yücel ikilisinin Bostancı Gösteri Merkezi'nde sergiledikleri müzikli güldürü, yakında Ankara turnesine çıkıyor.
Mustafa Oğuz, şubat ayı için şimdiden yer aradıklarını söyledi.
Başkentin kaderi, ne yazık ki, seyirciden büyük beğeni gören "Kakara Kikiri" için Başkentte salon yok!
Okul amfileri, spor salonları ve sendikaların kongre merkezleri dışında, Ankara'da kitlesel ilgi gören sanat etkinliğine yer bulabilmek olanaksız gibi... Oğuz, şimdiden kara kara düşünürken, konser ya da müzikal düzenlemenin, ucuz biletle halka yönelmenin zorluğunun da, sinemacıların sorunlarından daha az olmadığını söylüyor.
Sinemaya, tiyatroya, konsere ve tümüyle sanata olan yönelişi bürokrasinin çarkları arasında ezmeye kalkışmak, bağışlanamaz bir yanılgı olur.
İşte, Rusya'nın hali...
Sovyetler çöktü ama Bolşoy yaşıyor.
Kakara Kikiri dağılırken, Sezen'in Goran Bregoviç'le ortak çalışması olan "Düğün ve Cenaze" albümünde seslendirdiği yeni şarkıları ile Uğur Yücel'in parodileri dilimize takılmıştı.
Havlucu'yla, Köşk Emin'in abartılı nükteleri, günümüz politikacılarına bile taş çıkartan cinstendi.
Yaşamak, sevmek, hepsinden öte gülmektir.
Sanatçı dostlarımızı gereksiz vergilerle halktan koparmayalım.


Yazara EmailD.Sazak@milliyet.com.tr