Seçime düşen gölge

Seçime düşen gölge


Anayasa Mahkemesi’nin Erdoğan’la ilgili aldığı son karar hukuka olan güven duygusunun sarsılması dışında 3 Kasım seçimlerinin meşruluğunu da tartışılır hale getirdi.
CHP eski Genel Sekreteri, hukukçu Ertuğrul Günay’ın dünkü açıklaması ‘Erdoğan’ı seçime sokmayalım’ derken aylardır çelişkili kararlar üreten Yargıtay, Anayasa Mahkemesi ve Yüksek Seçim Kurulu’nun tutumuna yönelik haklı eleştirinin ifadesiydi:
‘Başsavcılığın seçim öncesi yaptığı, Tayyip Erdoğan’ın genel başkanlığının tedbir yoluyla önlenmesi yolundaki istemin, Erdoğan’ın kurucu üye olması konusundaki sakıncaları ortadan kaldıran yasa ve Anayasa değişiklikleri yapılıncaya kadar bekletilmesi, yargı bağımsızlığı ve yansızlığı kavramlarına Anayasa Mahkemesi düzeyinde gölge düşürmüştür.
Yüksek Mahkeme’nin aldığı son karar, bu gecikmiş hali ve tartışmalı niteliğiyle bir yandan genel seçimlerin meşruluğu sorununu yeniden gündeme getirirken, öte yandan AKP’ye, Tayyip Erdoğan konusunda bir yasak savma işlemi yapma yolunu da açmış görünmektedir.
Bu karar, ülkemizde hukukun siyasallaştığı yolundaki iddiaları, Anayasa Mahkemesi ve Yüksek Seçim Kurulu düzeyine taşımaya yol açması açısından son derece talihsiz bir örnek oluşturmuştur.’
Anayasa Mahkemesi, 3 Kasım seçimlerinin geçmesini bekledikten sonra, Tayyip Erdoğan’ın durumunu ‘O zaten genel başkan değildi’ diye açıkladı.
AKP yönetimi de ‘Pardon... Biz de Tayyip Bey’i genel başkanımız zannediyorduk’ yaklaşımıyla, görevinden istifa eden Erdoğan’ı yeniden genel başkan seçti.
Bu tablo bir zamanların Osmanlı Bankası reklamını çağrıştırmıyor mu?
Oysa, Erdoğan’ın ‘genel başkan olmadığı’ sonucuna şimdi ulaşmak yerine Anayasa Mahkemesi 3 Kasım öncesi ‘tedbir koyma’ yoluna gitseydi, YSK da o zaman yapılacak itirazları dikkate alarak ‘oy pusulasındaki AKP genel başkanı olarak yer alan’ Tayyip Erdoğan’ın adının çıkartılması isteğiyle seçimleri erteleyebilirdi.
Anayasa hukukçuları da YSK’nın bunu yapmayarak seçimin meşruiyetine gölge düşürdüğünü savunuyorlar. Prof. Süheyl Batum, seçmenlerin yanıltıldığı inancında. Prof. Zafer Üskül de, ‘Yüksek yargının hukuka göre değil ihtiyaçlara göre karar ürettiğini’ düşünüyor.
Bu durumda 3 Kasım seçimlerindeki adaylardan ya da partilerden birinin itirazı sonucu YSK’nın bir iptal kararı alması mümkün mü?
Seçim kurullarına yapılacak itiraz süreleri aşıldığı için seçimin iptali pratik olarak mümkün gözükmüyor.
Yargıtay, Anayasa Mahkemesi ve YSK arasındaki ‘Erdoğan çelişkisi’nin hukuku aşındırma ve AKP’ye tek başına iktidar yolunu açma dışında sonuç doğurmadığı ortada. Aynı tuhaflığın Siirt seçimlerinde de yaşandığı gözleniyor.
Siirt seçimi yeni adaylarla yapılacaksa, 3 Kasım’daki oy barajı niye korunuyor? ‘Pardon!..’ demek için Erdoğan’ın seçilmesi mi bekleniyor?