Serbest dolaşım

Serbest dolaşım

Derya SAZAK

SUSURLUK'tan sonra Köstebek davasında da tutuklu sanık kalmadı.
Birliğine gönderilen Sarmusak onbaşı, eskisi gibi, 3 - 5 nöbeti tutabileceği için geceleri rahat uyuyabiliriz!
Sahi, bu karar ne anlama geliyor?
Onbaşı Sarmusak'ın suçu, Batı Çalışma Grubu faaliyetlerini Emniyet'e sızdırmak değil miydi? Dönemin İstihbarat Daire Başkanvekili Bülent Orakoğlu ise, tutuklandığı günden itibaren, ordu bünyesindeki yasadışı örgütlenmeden söz ediyor ve herkesi "müdahale olasılığı" konusunda uyarmakla "görevini yaptığını" savunuyordu.
Askeri Mahkeme bu tezi savunanları "haklı görmüş" olmalı ki, sanıkları serbest bıraktı.
Bu durumda, davadan çıkan sonuç "darbe" eksenine oturmuyor mu?
Demek ki, Sarmusak onbaşı Deniz Kuvvetleri'ndeki belgeleri "zamanında" sızdırmakla, müdahaleyi önlemiş!
Köstebek'in açıklamalarına bakılırsa, kendisi aynı zamanda komutanlarından aldığı talimatla Emniyet kadrolarını da izliyormuş.
Marifetli onbaşı, biraz daha konuşsa, kimbilir daha neleri açıklayacaktı?
Dikkat çekici bir durum da Sarmusak'ın itiraflarını sürdürme azmiyle, mahkemenin tahliye kararı arasındaki hızlı zamanlamadır.
Böylesine tuhaflıklar zincirine, başka hangi ülkede rastlanıyor?
Ömer Lütfü Topal cinayetini soruşturan savcının geceyarısı "çete" mensubu olduğu düşünülen bir bayanla buluşması da, makul bir gerekçeye dayandırılamadı.
Ya Özbey skandalına ne demeli?
Rahmetli Abdi İpekçi cinayeti sanığı olarak aranan Yalçın Özbey, Brüksel'de gözaltına alındaktan sonra, Ankara'nın uyuması üzerine serbest bırakılıyor.
Ahmet Sever, Brüksel Savcılığı Sözcüsü Joseph Copain'le konuşmuş. Savcı, Özbey'in serbest bırakılması skandalını "üzücü" diye nitelerken, İnterpol'ün uyarısına Türkiye'nin zamanında tepki göstermeyişi nedeniyle, sanığın salıverildiğini açıklamış.
Adalet Bakanlığı'nın konuya yaklaşımı ise inanılır gibi değil. Bakan Sungurlu, Yalçın Özbey'in serbest bırakılması olayını "Hukuk sistemimizin farklı olmasından kaynaklanan bir şey. Bu, bizim bütün dünya hukukunu bilmediğimizin bir işaretidir" diye yorumlamış.
Emniyet Genel Müdürlüğü İnterpol Daire Başkanlığı ise, iade isteminin zamanında yapıldığını savunuyormuş.
Peşpeşe gelen bunca şaşkınlık rastlantı olmasa gerek. Akla gelen soru şudur:
Yalçın Özbey Türkiye'de güvenlik ve istihbarat birimlerince korunmakta mıdır?
Özbey'in kimliğinde aslında ikinci Çatlı olayı gizlidir.
Belçika'da serbest bırakılan bu kişinin geçmişteki sabıkaları arasında İpekçi cinayetine karıştığı iddiasının yanı sıra, Mehmet Ali Ağca'nın Maltepe Askeri Cezaevi'nden kaçırılması olayında rol aldığına ilişkin de bilgiler vardır.
Ağca'yı kaçıran otomobilin eski sahibi Özbey'miş.
Arkadaşımız Örsan K. Öymen, Özbey dosyasını uzun süre araştırdıktan sonra, pek çok yeni bilgi elde etti.
CHP İçel Milletvekili Fikri Sağlar da, Susurluk'taki ısrarlı takipçiliğini ikinci Çatlı vakasında da sürdürdü.
Bu araştırmalar sonucu 19 Eylül 1997 tarihinde İçişleri Bakanı'nın bir soru önergesine verdiği yanıt, Yalçın Özbey'le görüşen Türk görevlilerin varlığını kesinleştirdi.
İçişleri Bakanı'nın açıklamasına göre, Özbey, Türkiye'den giden görevliye, koruma altına alınıp, yeni kimlik verilmesi halinde "faydalı bilgiler" verebileceğini söylemiş. Özbey'le temas 3 - 8 Şubat 1995 tarihinde olmuş. Dışişleri Bakanlığı'nın da onayı alınarak, İçişleri Bakanlığı'ndan Nail Aydın, Yalçın Özbey'le görüşmüş.
İkinci Çatlı dosyası Milliyet'te yayınlandıktan kısa bir süre sonra, Özbey'in Belçika'da ele geçirilmesi çok önemliydi.
Adalet, İçişleri ve Dışişleri bakanlıkları, atak olabilseler, İnterpol'ün Paris aracılığı ile yaptığı uyarı sonucu, Özbey'i Türkiye'ye getirebilirlerdi.
Tabii, burada akla şu geliyor:
Getirilse ne olacaktı?
Oral Çelik, serbest kalmadı mı?
Susurluk sanıkları kahraman gibi dolaşmıyor mu?
Namusluların alta düştüğü, cinayet işleyenlerin "şerefli" sayıldığı bir düzende, çeteleri "içerde" tutmak mümkün olmuyor.
Boşuna kızmayalım.
Onlar "serbest dolaşım hakları"nı kullanıyorlar!





Yazara EmailD.Sazak@milliyet.com.tr