Sınav

Yüksek Öğretime Geçiş Sınavı’na (YGS) düşen “şifreleme” gölgesi, 1

Yüksek Öğretime Geçiş Sınavı’na (YGS) düşen “şifreleme” gölgesi, 1.7 milyon öğrenciyi ve daha iyi bir gelecek adına imkânlarını çocuklarına seferber eden aileleri haklı bir endişeye yöneltti.
Üniversite sınavlarının yüksek öğretime geçişte doğru ve hakça bir yöntem olup olmadığı konusunda öteden beri süren tartışmaya, “soru yanlışları” dışında son dönemde “sınav güvenliği” sorunu da eklendiği için “sistem”i bütünüyle masaya yatırmak gerekiyor.
Kolej ve anadolu liselerine hazırlıktan, üniversiteye girişte liseye paralel eğitim kurumlarına dönüşen “dershane”ler sorununa dek eğitim sisteminin çarpıklıkları; milyonlarla ifade edilen geniş kitleler açısından maddi manevi sömürü alanı haline gelmekle kalmıyor, buna bir de YÖK ve ÖSYM düzeninden kaynaklanan “kadrolaşma” ekleniyor. Ve KPSS sınavlarında olduğu gibi “sistem”in yandaş ve cemaatçi örgütlenmelere kimi ayrıcalıklar tanıdığı, hatta “kopya”, “şifreleme” gibi yollardan sınavlara hakkıyla hazırlanan aleyhinde usulsüzlüklere yol açıldığı kaygısı yaygınlaşıyor.
YGS sınavındaki “şifreleme” iddiası da soru kitapçıklarına yönelik “teknik” ve kriminal suçlamaların yanı sıra, Milli Eğitim’i ve üniversiteler düzenini kapsayan bir “siyasi algı”dan bekleniyor.
Bu arada “rastlantı” sayılamayacak bazı olaylar da kuşkuları tetikliyor.
Örneğin İstanbul Eyüp’teki Silahtarağa İlköğretim Okulu’nda YSG sınavına giren öğrencilerin sadece kızlardan oluşması dikkat çekiciydi. ÖSYM bu rastlantıya(!) anlamlı bir yanıt veremedi.
Sınavdaki matematik sorularında 40’ta 40’ı tutturabilen bir “şifreleme”de rastlantı olabilir miydi?
ÖSYM Başkanı Prof. Ali Demir, soru kitapçıklarının adaya özgü hazırlandığını, “şifreleme” iddialarının doğru olmadığını, dolayısıyla sınavın iptal edilmeyeceğini açıkladı.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı olayı soruşturuyor.
Cumhurbaşkanı Gül, ÖSYM Başkanı’nın açıklamalarını “tatmin edici” bulduğunu açıklasa da, bağımsız bir kurulun “şifreleme” iddiasını incelemesi isteniyor.
Aileler bu kafa karışıklığı içinde çocuklarının “ikinci sınava” hazırlanmasını ve istedikleri üniversiteye girmelerini bekleyecekler. Bu tedirginliğin öğrencileri nasıl etkileyeceği de belirsiz.
Bir haksızlığa uğramama duygusu, sınava giren 1.7 milyon öğrencinin ortak sorunudur.
Türkiye gibi genç nüfusunun istihdamında üniversitenin önemli bir rol oynadığı ülkede, üç saatlik sınava bağlanmış gelecekler ve olanaklarını çocuklarının eğitimine seferber eden aileler açısından her defasında “skandal” üreten bu sistemin yeniden yapılandırılmasında yarar var. Bu sistemi sömüren dershaneler de “yangına körükle gidiyorlar!”
Seçime hazırlanan partiler, düzgün bir sınav yapmayı beceremeyen üniversiteler düzeniyle ilgili önerilerini topluma sunabilmeli. Ortada “kriminal” bir skandaldan daha köklü bir sorun var. Çözüm ne olacak?!