Suikast

AKP Genel Başkan Yardımcısı Ömer Çelik, “özerklik”, “iki dil” tartışmalarını gerçek demokratikleşme süreci ve açık toplum arayışlarına “suikast” olarak gördüğünü açıklamış.
Çelik’in bu aydın kimliği siyasetçiliğinden önde geldiği için, bu çıkışı liberal çevrelerde hayli yadırgandı.
Hükümetin geçen yılı Kürt sorununun çözümüne yönelik “demokratik açılım”la geçirdikten sonra hâlâ somut bir program ortaya koyamamış olması eleştirilirken, AKP sözcüsünün DTP’den gelen öneriyi “zamanlaması” yönünden reddetmesi düşündürücüdür.
Ömer Çelik şunları söylemiş: “Türkiye demokratik bir toplumdur, her şey tartışılır. Bu tartışmaların hangi zamanlama ile gündeme getirildiği, nasıl sevk ve idare edildiği önemlidir. Maalesef Demokratik Toplum Kongresi, ona yakın duran siyasi parti, temel birtakım kavramları Türkiye’deki demokratikleşmeyi yaralayacak, demokrasi sürecini sakatlayacak şekilde işlevselleştiriyor. Özerkliğin olduğu, federasyonun olduğu ülkelerin farklı tarihsel koşulları var. Dünyada 76 ya da 78 tane federasyon ile yönetilen ülkeden bahsediliyor. Bunların birçoğunun kuruluşu da değişik federe devletlerin birleşmesiyle olmuş. Türkiye’de gerçekten demokrasi, diyalog isteyenler bu özerklik tartışmasıyla, bu resmi dilin iki dil olması tartışmalarıyla demokratikleşmeye ve açık toplum düzenine karşı son derece zararlı bir pozisyon almış oluyorlar. Son özerklik tartışmalarını, resmi dilin iki dil olması tartışmalarını, gerçek demokratikleşme sürecine, gerçek açık toplum arayışlarına suikast teşebbüsü olarak görüyorum.”
Özerklik taslağının içeriğiyle ilgili itirazlar Kürt siyasetçilerine yoğun şekilde iletiliyor.
Öcalan’ın formüle ettiği “öz savunma”, taslağın “yumuşak karnı”. PKK’nın silahsızlandırılması amaçlanırken Güneydoğu’yu “milis” güçlerine terk etmeyi ne hükümet kabul eder, ne de ordu! Böyle bir geçiş mümkün olsa Habur’dan girişlere gösterilen tepki bu denli şiddetli olmaz, KCK operasyonları gerçekleşmez, Diyarbakır’daki dava açılmazdı.
Habur’daki girişlerin abartılması, “Demokratik Açılım”ın kesintiye uğramasında ana etken oldu.
PKK’nın “eylemsizlik” kararıyla Haziran 2011 seçimlerine dek “silahların sustuğu” ortama yeniden girildi. Ömer Çelik’in “zamanlama” konusundaki eleştirisini haksız kılan tam da bu süreçtir. Madem çatışma ortamında siyasi çözümler konuşulamıyor, şimdi bu şans doğmuştur.
“Özerk Kürdistan” taslağı kabul edilemez maddelerine karşı, sonuçta siyasi bir programdır. Silaha başvurulmadığı sürece, bir karşı partinin sunacağı her türlü öneri parlamento zemininde tartışılabilir.
Türkiye seçime gidiyor. Özerklik ve iki dil önerilerinin çerçevesini yeni anayasa çizecek.
AKP ve CHP başta tüm partiler Güneydoğu konusunda projelerini ortaya koymalılar. Ömer Çelik’in yaptığı gibi “suikast” deyip kesip atarsanız çözüm nasıl bulunur?!