Süper salı

Süper salı


       Amerikalılar, başkanlık yarışında kimin önde gittiğini anlamak için "süper salı" diye adlandırdıkları 7 Mart gecesini televizyon başında geçirerek, 16 eyaletteki nefes kesici mücadeleyi izlediler.
       CNN, ABC, NBC gibi etkin kanallar, en güçlü ekipleriyle canlı yayındaydılar; New York, Washington, California ağırlıklı siyasi analizlerin odağında, 2000 Kasımında seçilecek yeni başkanın henüz netleşmeyen profili yer alıyordu. Bill Clinton, 8 yıllık döneminin sonuna geldi; The Washington Post, internet için hazırladığı tanıtım sayfasına eski başkanın veda fotoğrafını basmış. Gazete, başkentteki gücünü bu vesileyle anımsatıyor:
     "Er ya da geç, her siyasi lider Washington'dan ayrılır. Biri hariç!"
       ABD'de görevden ayrılacak başkanlara "topal ördek" deniyor.
       Clinton, Körfez Savaşı'nın 1990'ların başında George Bush'a tanıdığı avantaja rağmen, genç bir vali olarak katıldığı seçimi Demokratlara kazandırarak tarihi bir başarıya imza atmıştı. Çünkü Reagan'la başlayan ve 12 yıl süren Cumhuriyetçilerin iktidarına son vermişti.
       2000 seçiminde aynı kozu bu defa Cumhuriyetçiler kullanıyor. Üstelik Bush'un oğlunu aday çıkarıyor ve "sekiz yıl yeter" diyorlar.
       Ancak bu slogan, Clinton - Gore yönetiminin sonunu getirmeye yetmeyebilir. Çünkü, Monica skandalı nedeniyle ABD tarihinin "etik" yönden en düşük başkanları arasında yer alan Bill Clinton, aşk hayatının yanı sıra ekonomik performansıyla da inanılmazı gerçekleştirdi. İşsizlik ve enflasyon gibi sorunlar neredeyse unutuldu, orta sınıfın yaşam standardı yükseldi, kişi başına ulusal gelir artarken, Japonya gibi Amerika'nın da bütçe fazlası göz kamaştırmaya başladı.
       Cumhuriyetçiler bile bu parlak tabloyu eleştirmekte zorlandıkları için tartışmayı, "fazla olan gelirler kime aittir; halka mı, hükümete mi?" noktasına çekiyorlar ve her seçimde olduğu gibi daha az vergi sözü veriyorlar.
       Al Gore'un kozu ise daha fazla eğitim, sağlık ve refah.
       Kuşkusuz ABD'de seçim sonuçlarını 6 ay önceden tahmin kolay değil. "Süper salı"da iki partinin aday adayları yarıştı ve eyaletlerden gelecek delegeler seçildi.
       Al Gore, rakibi Bill Bradley karşısında tam bir zafer kazandı ve tek kaldı. Cumhuriyetçi kanatta George W. Bush, Vietnam gazisi (5 yıl esir kalmış) Arizona Senatörü John McCain'e karşı verdiği savaştan Gore'a oranla daha çok darbe alarak çıktı. Adayların en yaşlısı (64) McCain'e tarihi geçmişi, ister istemez "İkinci Dünya Savaşı'na da katılmış olabilir mi?" sorgusuna yol açıyor.
       Clinton, Al Gore, Bush gibi 50 yaş kuşağı isimlerin arasından ABD'de savaş gazisi bir adayın, 2000'in başlarında seçilmesi zaten olanaksızdı!
       Evet, yarış artık Gore ile Bush arasında.
       Orası ABD... Sistem farklı, anlayış farklı! Bir taşra valisi bile dünyanın süper koltuğuna oturabiliyor. Süresi dolan gidiyor!
       Yedi yılda bir yapılan cumhurbaşkanlığı seçimini her defasında "kriz"e dönüştüren Türkiye gibi kaç ülke var?
       Parlamento aday bile çıkaramadı!
       Meclis'e dayatılan uzatma formülünü, bir rüşvet paketinin içinde oylatmak, "etik" kaygılar bir yana normal seçim sayılabilir mi? Bunun neresi demokratik? Halk bu tercihin neresinde?


Yazara E-Posta: d.sazak@milliyet.com.tr