Sürece katkı

Bu tarihsel süreçte medya olarak sorumluluğumuzun farkındayız. Barışçı çözüm için gazetecilik çerçevesinde üzerimize düşeni yapacağız

Milliyet’te dün yine önemli bir gazetecilik başarısına imza attık. Ankara Büromuzun deneyimli muhabirlerinden Namık Durukan, BDP’li parlamenterlerin İmralı’da Abdullah Öcalan ile yaptıkları görüşmenin tutanaklarını (zabıt) elde edince tereddütsüz yayımladık. Ankara Temsilcimiz Fikret Bila’nın dün CNN’nin canlı yayınında Şirin Payzın’ın soruları üzerine verdiği “gazetecilik dersi”ndeki gibi haber ne BDP ne de devlet/hükümet tarafından sızdırıldı. Habere konu olan “notlar” 23 Şubat’ta (beş gün önce) İmralı’ya giden heyetin Öcalan’la görüşmesi sırasında tutulmuştu. O metnin “haber değeri” taşıması için bir muhabirlik/gazetecilik faaliyeti gerekiyordu. Namık Durukan, medyaya parça bölük yansıyan görüşme haberleriyle yetinmeyip, görüşme tutanağının(zaptı) peşine düştüğü için “büyük balığı” yakaladı.
Bizim meslekte her muhabirin rüyası, “belgeli gazetecilik” yapmak, etraf dedikodu kaynarken gerçeğin peşinden koşmak, büyük balığı yakalamaktır.
Namık bunu başardı.
Herkesin peşinden koştuğu notları bulup Büro’ya koştu.
Milliyet Yazı İşleri’nin sabah toplantısı bitmek üzereyken Fikret aradı; “İmralı görüşmelerinin tam metni elimizde” diye haber verdi. O dakikadan itibaren en iyi sayfayı hazırlamak ve “belgeyi” eksiksiz yayımlamak üzere gece yarısına dek çalıştık. Ankara Büro Şefimiz Serpil Çevikcan, Namık Durukan’la birlikte gazeteden ayrılırken saat 01.30’du.
Bu gazetenin üzerinde zor beğenen Abdi Bey’in ruhu dolaştığı için o saatte teşekkür beklerken, Babıali usulü bir de “fırça” yediler! Namık Durukan, Erbil’e giden BDP heyetini “Ankara’dan izlerim!” diye uçağa binmemişti. Sabah erkenden biletini alarak, Kuzey Irak’a yola çıktı.
Haber sabah erkenden patladı.
Televizyonlar Milliyet’in haberiyle dönmeye başladılar.
Milliyet com.tr, “tam metni” gazeteye bırakarak olayı duyurdu.
Böyle günlerde Yazı İşleri’nde “derbi” havası eser.
Umut Alphan, Tahir Özyurtseven, Bertan Ağanoğlu, İlke Gürsoy ve tüm ekip, bugünkü gazeteyi hazırlamaya başladılar.
Aslı Aydıntaşbaş, Viyana’da Başbakan Erdoğan’a eşlik etmişti.
Uçaktaki havayı yazdı.
Hasan ağabey (Cemal), Namık’la Kuzey Irak dağlarında Kürt meselesini kovaladığı, Bekaa’da Öcalan’la, Kandil’de Karayılan’la görüştüğü için bir “Kremlinolog” (Sovyetler döneminde Ekim Devrimi törenlerinde Kremlin’in balkonundaki Politbüro üyelerine bakarak, Gorbaçov’un gelişindeki gibi yaşlı liderlerin hangisinin başa geçeceğini tahmin sanatı) ustalığıyla Öcalan’ın şifrelerini çözmeye çalışıyordu.
Okumalarımız genellikle olumluydu!
Kimilerinin barış sürecini “sabote” etmeye dönük provokatif analizlerinin aksine Abdullah Öcalan’ın BDP heyetiyle görüşmelerinde verdiği mesaj, temkinli bir iyimserlik içeriyordu.
Öcalan, “Herkes bilmeli ki, ne eskisi gibi yaşayacağız ne de eskisi gibi savaşacağız” diyor.
Çekilmenin şartları üzerinde hayli gerçekçi bir “yol haritası” veriyor.
“Süreç başarısız olursa Apo öldü diyeceksiniz” gibi sözlerle geri dönüş yolunu kapıyor.
Gemileri yakıyor!
Elbette bu süreçte herkese büyük bir sorumluluk düşüyor.
Milliyet olarak biz de bu tarihsel süreçte üzerimize düşen sorumluluğun farkındayız.
Türkiye’yi otuz yıldır uğraştıran, kimi zaman “iç savaş” ortamı yaratan, binlerce masum insanın canını alan, Türkiye’nin trilyon dolarlık kaynaklarını yok eden PKK sorununun “barışçı” yoldan çözümü için gazetecilik çerçevesinde üzerimize düşeni yapacağız.
Ancak bu sorumluluk gazeteciliğin “olmazsa olmaz” kuralı olan habercilikten, kamuoyunu bilgilendirme görevinden bizi alıkoymaz. Koymamalı da... Geçmişte “Johnson Mektubu”, 12 Eylül öncesi “uyarı mektubu” neyse bu da bir gazetecilik örneğidir. ABD’de Vietnam Savaşı’nın en hararetli günlerinde New York Times ve Washington Post gazeteleri tarihe “Pentagon Belgeleri” diye geçen Savunma Bakanlığı’nın gizli raporunu yayımlayabilmiştir.
İmralı Zabıtları’nı, Türkiye’nin ihtiyacı olan “şeffaflığın” gereği olarak yayımladık.
Böylece İmralı’da “kapalı kapılar ardında” ayrılık, özerklik, toprak, APO’ya af gibi “sözler verilmediğini” de en azından bu zabıtlarda gördük. Ve kamuoyuna sunduk.
Bu bizim “habercilik namusumuz”un gereğiydi.
Namık’ı ve emeği geçen tüm arkadaşlarımızı kutlarım.
Saygılarımla.