SURİYE ÇÖZÜMÜ

WASHİNGTON
Beyaz Saray’daki iki saatlik görüşmenin bitiminde Obama ve Erdoğan Gül Bahçesi’ne çıktıklarında Washington’un sıcak ve nemli havası yağmura dönüşmüştü.
Liderler bir süre beraber ıslandılar.
Obama’nın işaretiyle şemsiyeler açıldı.
Erdoğan ‘yağmurun bereketi’ni hatırlattı.
Basın toplantısını izleyen kabine üyelerinden ABD Başkanı’nın adından çağrışımla, ‘Barack da berekettir’ sesleri yükseldi.
Böylece bir Beyaz Saray buluşması daha Obama’nın ikinci döneminin ilk görüşmesi olarak tarihe geçti.
ABD küresel bir güç olduğu için Washington’a yapılan devlet ve hükümet başkanlarının ziyaretleri daha çok kendi ülkelerinin gündemleriyle sınırlı, ‘yerel ve ulusal’ kalır. Kimi zaman da ziyaretçi ülkenin fazlasıyla önemsediği konu başlıkları ABD’nin öncelikleri arasında ‘gündem dışı’ kalır.
Türkiye-ABD ilişkileri 1990’ların başında Saddam’ın Kuveyt’i işgali nedeniyle patlayan Birinci Körfez Savaşı ve 2003’te ABD’nin Irak’ı işgaliyle sonuçlanan İkinci Körfez Savaşı’ndan bu yana bölgesel olmaktan çıkıp, uluslararası nitelik kazanmıştır. Günümüzde de İran’ın nükleer silah programının denetiminden Suriye’deki iç savaşın Türkiye’ye yüklediği risklere ve PKK’nın sınır dışına çıkmasıyla içine girilen ‘çözüm süreci’ne dek pek çok ortak alan var Ankara-Washington hattında.

OBAMA’YI SARSAN SKANDALLAR
Ancak bu gündemi Obama’nın başını ağrıtan iki ‘skandal’ gölgelemekte.
Nitekim dün Başbakan Erdoğan’la Gül Bahçesi’nde (Rose Garden) medyanın önüne çıktıklarında Amerikalı gazetecilerin Başkan Obama’yı, muhalif ‘Çay Partisi’ hareketine destek verenlerle ilgili bir vergi soruşturması nedeniyle soru yağmuruna tuttuklarını gözlemledik. İkinci olay da gazetecilerin telefonlarının dinletildiği iddiasıydı.
Yönetimini sarsan skandallara Obama, Erdoğan’ın yanında demokrasi, etik ve özgürlükler bağlamında yanıtlar vermeye çalıştı. Bingazi’de Amerikan başkonsolosunun Libyalılar tarafından öldürülmesiyle ilgili soruşturma da bir başka sıkıntılı konu.
Afganistan ve Irak savaşı yorgunu Amerikan kamuoyunu günlük ekonomik kaygılar ve skandallardan Suriye’de yaşanan iç savaşın insani boyutlarına, 1 milyondan fazla mültecinin yoksulluğuna, ilaç ve gıda sorunlarına çekmek o denli kolay değil.
Oysa ABD 11 Eylül saldırıları ertesinde Afganistan ve Irak’ı işgale karar verirken ‘sonrasını’ düşünmemişti.
Bosna’da Müslümanlara yönelik ‘etnik temizlik’ ancak yüz binleri geçtiğinde NATO operasyonuyla son verilmişti, katliama.
Başbakan Erdoğan da Beyaz Saray’a, Obama’yı Suriye’de ‘Esad rejimine son verilmesi’ için daha etkili yollar denenmesine ikna edebileceği umuduyla geldi.

DEĞİŞEN ROLLER
Erdoğan’a bu gezide yüksek prestijli protokol uygulandı.
Başbakan, eşi ve çocuklarına devlet konukevi ‘Blair House’ açıldı.
İlginçtir, ABD ne zaman Türkiye’den gelecek liderlere aşırı ilgi gösterse arkasından mutlaka stratejik bir istek gelirdi.
1990’da Körfez Savaşı’nda ABD’ye üsleri açan ve Kuzey Cephesi sözü veren Özal, George Bush tarafından ‘Camp David’de ağırlanmıştı. 2003’teki Irak’ın işgali öncesinde 65 bin ABD askerinin Türkiye’nin Güneydoğu sınırlarında konuşlandırılması istendiğinde Bush yönetimi henüz iktidara yeni gelen AKP’ye büyük kredi açmıştı.
Suriye konusunda roller değişti.
Erdoğan Blair House’da ağırlanıyor ama bu kez Türkiye, ABD’den Suriye konusunda somut adımlar atılmasını talep ediyor. ABD direniyor! Geçmişte, daima ‘teröre karşı mücadele’ konusu olan PKK şiddeti de bu defa ‘barış’ konsepti içinde konuşuldu. Ancak Suriye’deki ‘kaos’un en çok Türkiye’nin Kürt sorununun çözümü yönünde adımlar attığı sırada bölgesel ‘istikrarsızlığı’ bozacağından endişe duyulduğu da bir gerçek. ‘Reyhanlı katliamı’ tarifsiz acılara yol açtı.
Ancak şurası kesin ki, BM Güvenlik Konseyi’nin Çin, Rusya gibi devlerine rağmen, ABD ve Türkiye’nin Suriye politikası örtüşüyor. Buna İsrail ile normalleşme politikasını da katmak gerekiyor.
Obama ve Erdoğan, Esad’ın gitmesine yönelik baskının artırılması konusundaki uzlaşmayı yinelediler.
Basın toplantısında Erdoğan’a, ‘Askeri seçenek masada mı?’ diye sorduk.
Net şekilde ‘Hayır’ dedi.
Obama da ‘Esad gidecek ama ne zaman ve nasıl?’ soruları karşısında, ‘Elimizde mucize bir silah yok’ dedi.
Öncelik, Suriyeli direnişçilerin silahlandırılmasına verilecek.
Uçuşa yasak bölge ya da doğrudan askeri harekât gibi olasılıklar, ABD’nin isteksizliği nedeniyle gündemden şimdilik düşmüş görünüyor. Obama dün de Beyaz Saray’da açıkladığı gibi, Esad’ı yönetimden uzaklaştıracak bir çözüm üzerinde Rusya’dan formül bekliyor.
Özetle, diplomatik baskı askeri seçeneğin önüne geçti.