TEKEL direnişi

Abdi İpekçi Parkı’nda direnişte TEKEL işçilerine yönelik polis müdahalesi AKP iktidarının 1 Mayıs’larda sergilediği hoşgörüsüzlüğün yeni bir örneği oldu.
Türkiye’de örgütlü bir sol muhalefet olsa, ekonomik krizde işsizliğe mahkûm edilmek istenen emekçileri biber gazı ve basınçlı suyla dağıtmayı hükümet göze alamaz! CHP’li birkaç milletvekili ‘dayanışma’ amacıyla gittikleri Abdi İpekçi’deki gösteriler sırasında ‘biber gazı’nın hedefi olmuşlar. TBMM İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Zafer Üskül, CHP’li Çetin Soysal’a geçmiş olsun ziyaretine gitmiş. İçişleri Bakanı, üzüntüsünü dile getirmiş. Milletvekilleri, bütçe görüşülürken Atalay’ın masasına limon bırakarak, TEKEL direnişçilerine gaz sıkan polisin tutumunu protesto etmişler.
Önceki gün televizyonlara da yansıdı; Sakarya Caddesi’nde TEKEL işçilerinin arasına düşen eski İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu’yu protestoculardan polisler kurtardı.
2009 çalışanlar açısından zor bir yıl oldu.
İşini kaybedenlerin durumunu anlamak gerekiyor.
Emek cephesinden son gelen ölüm haberleri de, salt işsizlik değil iş güvenliği açısından da çözümsüzlüğün, duyarsızlığın devam ettiğinin kanıtı. Bursa’daki maden ocağı faciası onlarca can aldı. Tuzla’da ölümler devam ediyor.
Özelleştirmeler nedeniyle kapanan fabrikalar çığ gibi gelen sosyal felaketlerin habercisi.
Bıçak kemiğe dayandı!
TEKEL direnişi güncel siyasi tartışmaların perdelediği Türkiye gerçeklerini yansıtıyor.
Sigara fabrikalarının özelleştirilmesi sonrasında Yaprak Tütün İşletmeleri’ndeki uygulamalar Türk-İş’e bağlı Tek Gıda İş üyelerini ‘işsizlik’le yüz yüze getirdi.
TEKEL’de dumanı tüten sorunları söndürmeye Ankara itfaiyesinin araçları bile yetmez.
Kapanan fabrikalar, ‘geçici’ statüsüyle çalıştırılan işçiler, düşen ücretler işçilere direnişten başka çare bırakmıyor. Hak mücadelesi veriyor TEKEL işçileri. İktidar kriz ortamında çözüm üretmek yerine, çareyi biber gazında buluyor. Abdi İpekçi’deki olayın mağduru birkaç milletvekiliymiş gibi, ‘özür’ yarışına giriliyor. Direnişin nedeni sorgulanmıyor. İşçileri sokağa döken gerçeklerle yüzleşilmiyor.
Örgütlü emek ve sendikal haklar bu iktidarın ‘yumuşak karnı’.
İşçiler ne zaman meydanlara çıksa hoşgörüsüzlük tavan yapıyor.
Avrupa Sosyal Şartı’nın gerektirdiği yükümlülükleri hayata geçirmek konusunda hükümet isteksiz.
Türkiye’de ‘sol’ parti ihtiyacı daha çok demokratikleşme, özgürlük ve insan hakları bağlamında tartışılıyor.
Oysa Avrupa’da olduğu gibi ‘sol’a kitlesel desteği sağlayacak olan sendikalardır.
Rıza Türmen, kurulacak yeni sol partinin ‘elitist, devletçi ve ulusalcı’ olmaması gerektiğini savunmuş. Haklı. Üç olmaz, bize neye ihtiyaç olduğunu gösteriyor:
Alternatif bir ekonomik program!
Sol bunu başarırsa iktidara gelir.