Terim’in öfkesi

Attila Gökçe dünkü Milliyet’te “Bu öfkeyi reddediyorum” diye yazmıştı! Futbolun duayen yazarlarından Gökçe’yi mesleğimiz adına tepki göstermeye yönelten, Milli Takımlar Teknik Direktörü Fatih Terim’in Avrupa Şampiyonası tarihine “Türk mucizesi” diye geçecek Çek galibiyetinin ardından düzenlediği basın toplantısındaki sözleriydi.
Televizyondan izlerken, Fatih Hoca’nın üslubundaki sert ve aşağılayıcı tonu yadırgamıştık.
“Utanmıyor musunuz?“ diye masayı yumrukluyor, “İstanbul’a dönünce hesaplaşacağız” diye tehditler savuruyordu.
Alaycı bir dille medyaya yükleniyordu:
“Yazdıklarınızı 75. dakikadan sonra çöpe attırdığımız için özür dileriz... Mucizeler biraz zaman alıyor.”
Bölük çavuşu gibi fırçalıyor gazetecileri.
Terim bunları söylerken karşısında oturan muhabir ve yazarlardan bazılarını isimlendirmiş. Attila Gökçe, Terim de “ileri gittiğinin” farkında olmalı ki, arada bir “Tamamınız değil tabii, kim olduklarını biliyoruz” diye eleme yapıyor! “Dünya değişiyor ama bazılarınız değişmiyor. Böyle bir ülke buldunuz, rahatsınız, bunu tepmeyin.”
Milli Takımlar “Ana Sponsoru” bir şirketin futbolcuların annelerini ekrana getirdiği bir reklam var.
Terim, muhtemelen Portekiz yenilgisinin ardından bu annelerin medya mensuplarınca aranmış olmalarını “gazetecilik refleksi”nin ötesine geçirip, “Utanmıyor musunuz?“ diye soruyor.
Federasyonun “reklam malzemesi” olmalarına seyirci kaldığı ailelerle röportaj yapmak neden rahatsızlık yaratsın?! 
Doğrusu, gazetecilik adına çoğumuzu rahatsız eden, “Utanmıyor musunuz?” sözünü işittikten sonra meslektaşlarımızın neden salonu terk etmedikleri ve “protesto” yerine basın toplantısını izlemeye devam etmeleri oldu. Üstelik maçtan sonra Volkan ve Emre Belözoğlu’nun tribünlere el kol sallayarak ayrıldıkları görülmüşken.
Elbette eleştiri ile hakareti ayırmak gerekiyor.
Kimi yorumcuların ekranda “Halkın yüzde 80’i Terim’den nefret ediyor!” şeklinde “yargı”da bulunmaları da etik değil. Terim gibi, deneyimli bir teknik direktörün, “düzeyli eleştirilere” açık olması gerekirken, takımı “medya üzerinden motive etmeye” çalışması ve “darağacı” metaforuyla her maçı “ölüm-kalım savaşı”na çevirmesinin savunulacak yanı yok.
Hele, “Bulmuşsunuz rahat ülkeyi, yazıp duruyorsunuz” sözleri yüksek “ego”su kadar, eleştiriye, medyaya tahammülsüzlüğün de yansıması.
Siyasetteki oligarşik yapılanmanın Türkiye’de yol açtığı krizler ortadayken, futbol sayesinde biraz soluklanmak isteyen sporseverlerin unutmaya çalıştığı “lider profili”ni Terim’de görmek istemeyeceklerini düşünüyoruz.
Fatih Hoca, imparatordu. Diktatörlüğe gidiyor!