Türkiye 2010

Türkiye 2010

Derya Sazak


KAŞİF'in Mars serüvenini, 100 milyon dünyalı Internet'ten izledik. Aynı anda, CNN, NBC, BBC gibi uluslararası televizyon kanallarının "canlı yayın"da olduğu dikkate alındığında, bilgisayar başındaki insan sayısı bir dünya rekorudur.
Mars'a iniş gerçekleştiğinde, pek çok kişi, evindeki Internet kanalından NASA'ya bağlanarak, bilgi gezegeninde dolaşmaya başlamıştı.
Internet'teki öncülüğüyle, ayda 2 milyon erişime ulaşan Milliyet de, Mars yolculuğunu, ayrıntılarıyla okurlarına duyurdu.
Mars'a insanlı uçuşlar, 2010 yılında başlayacakmış!
Araştırmalar başarılı olursa, üçüncü bin yılda, yeni gezegenlerde yaşam, hayal olmaktan çıkacak.
2010 yılında gerçekleşse bile, 2100 yılında, komşu gezegende alışveriş fikri cazip hale gelebilir.
İnsanoğlunun aya ayak bastığı tarihten bu yana, 27 yıl geçtiği düşünülürse, önümüzdeki yüzyılı bekleyen değişim boyutları tahmin edilemez ölçülerdedir.
Peki, bu sonsuz yolculukta Türkiye, hangi istasyonda bekliyor?
Milliyet, bu sorunun yanıtını bulabilmek için, "Türkiye 2010" vizyonunu tartışmaya açıyor.
21'inci yüzyıla üç yıldan az zaman kaldı. 2000'e geldiğimizde, gelecek 10 yılı tartışmakta, planlamakta geç kalmış olabiliriz. Çünkü, dünyadaki değişimin hızı, bilimde, teknolojide akıl almaz dönüşümlerle yol alıyor. Bunu yaşamın her alanında görebiliyoruz.
1960'ları,
"Eller aya, biz yaya" sloganıyla tükettik. 2000'leri "Onlar Mars'a biz Kars'a" diye harcarsak, üçüncü bin yılın fırsatlarını da şimdiden kaçırmış oluruz. Gelecek kuşakları düşünerek, buna hakkımız olmadığını görmeliyiz.
ABD, onca yıl hazırlanıp yedi ay önce Kaşif'i uzayın derinliklerine gönderdiğinde Tanrı Misafiri adlı robotun Mars'ın yüzeyine iniş tarihini bile programlamıştı.
4 Temmuz, Amerika'nın Bağımsızlık Günü'ne rastlıyordu. Ulusal günlerini fener alaylarıyla kutlama geleneğine sahip ülkeler için, bu takvim fazla bilimsel ve aşırı programlı gelebilir ama Türkiye'nin de çağın dışında kalması için, kendi dinamiklerini harekete geçirmesinin "timing"ini fazla geç kalmadan yapması gerekiyor.
Bu dinamizmden kasıt, Meclis oturumlarında sallanan yumruklar olmasa gerek. Sadece Ankara'daki siyasi yaşama endeksli mücadelenin, kavga gürültünün Türkiye'yi getirdiği yer ortada. 1970'lerdeki Kore, 1980'lerdeki İtalya olmak isteyen Türkiye, 1990'ları da Asya - Pasifik kaplanlarını izleyerek tüketti.
Milliyet "Anadolu Kaplanları" dizisiyle Anadolu'da yükselen kalkınma ruhunun, dünya pazarlarındaki serüvenini geçen yıl kamuoyuna, yansıtarak mutlu bir heyecan fırtınası estirmişti. Şimdi ikinci büyük dalgaya ufuk açıyoruz.
Bugünün değil, 2010 yılının Türkiye'sini tartışmaya açıyoruz.
Çünkü biliyoruz ki, 21'inci yüzyılı planlayanlarımız var.
Prof. Şeref Oğuz'un deyimiyle, Türkiye belki de bir "baht dönencesi"nden geçiyor. Atılım yapmaya hazır iyi yetişmiş, genç kuşaklar, geleceğin Türkiye'sini inşa etmeye hazırlanıyor. Başkentteki iktidar kavgası onları ilgilendirmiyor. Sivil toplum örgütleri, gelecek yönelimlerini bugünden saptamaya çalışan araştırma merkezleri, kendilerini bilime adamış üniversite çevreleri, yatırım alanlarını Avrupa'ya, Asya'ya, Uzakdoğu'ya kaydırmış şirket yöneticileri, 21'inci yüzyıl savaşını şimdiden başlatmış durumdalar.
Türkiye 2010 incelemesiyle, Milliyet'te onların dünyasına pencere açacağız.
Şeref Oğuz yönetimindeki Ekonomi Servisimiz, bu dev çalışmayı, günü gününe sizlere yansıtacak.
Osman Ulagay ve Prof. Nusret Ekin'in, makaleleriyle Türkiye'nin yarınlarına ufuk açacaklar. En önemlisi de, enerjisini güncel kaygılarla tüketmeyen herkes için "Türkiye 2010" kapsamlı bir fikir platformu oluşturacak.
Milliyet 2010 dizisinde buluşmak üzere...

Yazara EmailD.Sazak@milliyet.com.tr