TV'de şeffaflık

TV'de şeffaflık

       TBMM'de bu hafta görüşülecek yasa tasarıları arasında televizyon işletmelerinde "şeffaflık dönemine geçişi" öngören değişikliğin de yer alması önemlidir.
       Aslında bu konudaki düzenlemede geç bile kalındı.
       Türkiye'de çığ gibi büyüyen özel televizyonculuğun geri planındaki sermaye yapılarının kamuya açık hale getirilmesi ve medyada "paravan şirketler" döneminin kapanması için yeni bir yasa çıkarmak kaçınılmaz hale gelmişti.
       Hükümet bu ihtiyaçtan hareketle bir tasarı hazırlayarak parlamentoya sundu. TBMM Anayasa Komisyonu'nda görüşülüp kabul edilen değişikliğin, bu hafta da genel kurul gündemine alınıp, yasalaşması bekleniyor.
       Devlet Bakanı Cavit Kavak, RTÜK Yasası'ndaki değişiklik ihtiyacını şöyle savunuyor:
     "Yapılacak değişiklikle kaynağı karanlık, amacı karanlık radyo ve televziyonların demokratik, laik rejime, ülke bütünlüğüne aykırı faaliyetleri, rejimi tehdit eden boyuttaki sonuçları ortadan kalkacak, karanlık kaynaklar gün ışığına çıkacaktır.
       Mevcut sistemin yasaklı zihniyetinden yararlanarak, kaynaklarını ve isimlerini gizleyerek, gecekondu yayıncılıkla kişisel ve siyasi çıkar sağlamaya çalışanlar ortaya çıkacaktır."
       Bakan, savunmasında haklıdır. Televziyon sahipliği şeffaflaştığı anda, medyadaki gelişimi kayıt dışı ekonominin yatırım aracı gibi görenler deşifre olacaktır.
       Tasarıda bu amaçla nama yazılı hisse senedine geçiş sağlanmakta, böylece "paravan şirketler" döneminin kapanması hedeflenmektedir.
       Bu sütunun okurları, şimdi parlamento gündemine gelen tasarıdaki önerilere yabancı sayılmaz.
       Altı ay önce Kanal 7'de katıldığımız bir program sırasında televizyon sahipliği tartışması açılınca, şu çağrıyı yapmıştık:
     "Gelin bu televizyonları gerçek sahiplerine kavuşturalım.
       O zaman, 'yasaya karşı hile' sözü ortadan kalkacağı gibi, sırtını belediyelere, partilere dayamış kuruluşlar da kendilerini gizlemekten kurtulmuş olurlar.
       Bu yapılmadığı sürece, paravan kanalların altından daima bir çapanoğlu çıkacak, Mercümekler, fasulyeler, mafya babaları, karapara aklayıcıları, işin kolayını televizyon sahibi olmakta bulacaktır.
       Onun için diyoruz ki, gelin 'medya sektörü'nü şeffaflaştıralım.
       Vergisini ödeyen, çalışanın emeğini gözeten, insana ve teknolojiye yatırım yapan, mesleğin etik kurallarını benimseyen gazete ve televizyon patronları, şirketlerin 'gerçek' sahipleri olsun.
       Tek kaygı 'tekelleşme' ise, televizyonların izlenme paylarına göre, bir düzenlemeye gidilebilir."
       Bu görüşleri savunuyoruz diye o günlerde hakkımızda suç duyurusu bile yapılmıştı!
       Oysa meydan okuma hukuka değil, yasaların boşluğuna sığınan "besleme basın"aydı.
       Elbette, yasalara saygı her şeyin önünde gelir. Ancak özel televizyonların kuruluş günlerindeki "fiili durumunun" sonradan cumhurbaşkanları, başbakanlarca bile savunulduğu bir dönemde, yasalardan kaynaklanan çarpıklıkların parlamento tarafından düzeltilmesini beklemek de yadırganmamalıdır.
       Türkiye'de bugün 16 ulusal, 15 bölgesel ve 230 yerel olmak üzere 261 TV kanalı bulunuyor. Kablolu televizyon için RTÜK'e başvuran şirket sayısı 65 adetmiş.
       Böyle bir ortamda, televizyon rejimini, "şeffaflık" ilkesine dayandırmaktan daha gerekli ne olabilir ki?..
       Bakanlar Kurulu'nca hazırlanan tasarının TBMM üyelerince de kabul göreceğine olan inancımız tamdır.



Yazara E-Posta: D.Sazak@milliyet.com.tr