‘Üçüncü yol’ aşınıyor

Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Mehmet Kaya,'1990'larda devlet Kürtlere "Ya bizdensin ya örgütten yanasın" derdi. Şimdi örgüt dayatıyor. Başbakan Erdoğan'ın tepkisel hali, örgütten de, askeri çözümden de yana olmayan "üçüncü yol"u ortadan kaldırıyor. Sivil toplumu zayıflatıyor' dedi

Diyarbakır'daki ikinci günümüzde Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, Baro Başkanı Sezgin Tanrıkulu, Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Mehmet Kaya ile görüştük. Çok katlı sitelerin yükseldiği ‘Üçüncü yol’ aşınıyorKayapınar-Diclekent'i gezdik. "Parkormanı"nda liseli gençlerle sohbet ettik. Kentin en yoksul semti Bağlar ile Suriçi arasında bir "ekoloji" örneğiyle karşılaştık. Sümer Parkı'nda mimar Çelik Erengezgin'in projesi olan "Güneş Evi", küresel ısınma karşısında 21. yüzyılın alternatif yerleşim modelini sunuyordu. Irak'tan, Suriye ve Mısır'dan salt bu projeyi görmek üzere Diyarbakır'a gelenler oluyormuş.
Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Mehmet Kaya, "Çatışmalar dursun Diyarbakır, Bağdat olur. Kuzey Irak yönetimi Türkiye üzerinden Batı'ya açılmak istiyor" diye konuştu.

'Terörle anılmak istemiyoruz'
Liseli gençler, "Diyarbakır Türkiye'nin gündemine hep şiddet olayları nedeniyle geliyor. Batı'dan kötü gözüküyor. Evet yoksulluk var, geçim sıkıntısı çekiyoruz, eğitim sorunları yaşıyoruz, ama sürekli terör nedeniyle hatırlanıyor olmaktan da rahatsızız. Başbakan'ın geldiği gün, televizyonlarda bir haber izledik: Hamile bir kadını taşıyan ambulansın geçişine göstericiler izin vermiyor. Taşla, sopayla engel oluyorlar diye... Böyle örnekler sanki her zaman yaşanıyormuş gibi genelleme yapılıyor. Bizi incitiyor" diye konuştular.
Diyarbakır'daki "kepenk kapatma" eylemi ve pazartesi günü çıkan olaylar toplumda farklı izler bırakmış. Esnaftan tepki gösterenler de var. Elazığ karayolunun barikatlarla kapatılması da rahatsızlığa yol açmış. AKP ile DTP arasındaki "kale"yi kaptırmama mücadelesinin 2009 yerel seçimleri yaklaştıkça daha da artacağından kaygı duyuluyor.

İnisiyatif DTP'den çıkıyor
Diyarbakır Barosu Başkanı Sezgin Tanrıkulu, son olaylardan sonra aydınlar ve sivil toplum temsilcilerinin inandığı, "DTP Meclis'e girsin, Kürt meselesi zaman içinde çözülür" düşüncesinin hayli aşındığını ve "psikolojik üstünlüğün PKK'ya geçmesi" nedeniyle işlerin rayından çıktığını anlattı. Bunda AKP'nin DTP'yi "çözümün bir parçası" olarak görmek yerine "rakip" olarak görüp diyalog kurmayışının, tanımayışının da etkili olduğunu düşünüyor.
Bölgede inisiyatifin DTP'den PKK'ya geçmesinde önemli bir etken de söz verilen kimi adımların atılmayışı. TRT'de Kürtçe yayın, ocaktan sonra başlayacak. Dicle Üniversitesi'nde bir "Kürdoloji Enstitüsü" kurulması düşüncesinin henüz çok uzağında iktidar. Baro Başkanı Tanrıkulu, yılbaşında "Kürtçe ve Türkçe" bastırdığı bir ajanda (takvim) nedeniyle savcılıkça soruşturma başlatıldığını söyledi.
Diclekent'e yapılan "Parkormanı"nı gezerken fark ettik: Parka önce "Ayşe Zarakolu"nun adı verilmiş. Ancak Kürtlerle ilgili yayınları nedeniyle hakkında dava açıldığı için valilik, "Zarakolu" adına izin vermemiş. Kayapınar'daki "Berfin" (Kürtçe kar tanesi) adlı parkın adı da değiştirilmiş.

Diyalog yolu kapalı
Başbakan Erdoğan, Diyarbakır'da sivil toplum temsilcileriyle konuşurken, "2005'te söylediklerimin arkasındayım" dedi.
Toplantıda bulunan Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Mehmet Kaya, dünkü görüşmemizde hükümetin bölge siyasetini değerlendirdi.
"GAP eylem planı çok önemli, ancak bölgedeki ekonomik ve siyasi politikalar atbaşı gitmeli. Başbakan Erdoğan, bölgedeki şiddet ortamı ve olumsuzluk refleksinin hızlı yol almalarını engellediğini söylüyor. Diyarbakır Belediyesi ve DTP ile diyaloğu reddediyor. Ancak bunun yarattığı sıkıntıyı Diyarbakır'daki kepenk kapatma eylemi ve protestolarda gördü. Meclis'te atacağı bir adım bu havayı değiştirir. Bunu yapmadığı sürece bölge halkında "dışlanmışlık" havası yaratıyor. PKK da bunu kullanıyor. DTP üzerinden toplumu terörize ediyor. 1990'larda devlet bunu yapardı, Kürtlere "Ya bizdensin ya örgütten yanasın" diye. Şimdi örgüt, "Ya bizdensin ya askerden yanasın" diye dayatıyor. Başbakan Erdoğan'ın tepkisel hali, örgütten de, askeri çözümden de yana olmayan "üçüncü yol"u ortadan kaldırıyor. Sivil toplumu zayıflatıyor."

Çölde bir vaha: Güneş evi
1 milyonluk kent Diyarbakır'ın İstanbul'u aratmayan hareketliliği arasında "çölde vaha" gibi bir parkta "Güneş Evi"ni geziyoruz. Küresel ısınma çağında Diyarbakır gibi sıcak ve kurak bir iklimde, sadece çatıdaki panelleriyle elektriğini kendi üreten değil, toprak altındaki serin havayı "klima" olarak kullanan, serasında domates, biber yetiştirilen bir mekânda dolaşmak, "Mars'ta hayat bulmak"tan kadar heyecan verici. Proje mimar Çelik Erengezgin'e ait. Güneş Evi'ni gezenler "Ben de artık böyle yaşamak istiyorum" diyorlarmış. Şimdi bu modelle köyler kurulacakmış. Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir, azalan su kaynakları ve enerji kayıpları da hesaba katıldığında güneş evlerinin yaygınlaşması sonucu baraj suları altında kalacak "Hasankeyf"in bile kurtarılacağını savunuyor.

Yeni anayasa gereği
İki günlük gezimiz süresince şunu gördük:
Diyarbakırlılar, refahlarını geliştiren ve kimliklerini koruyan bir "siyasi çözüm"e ihtiyaç duyuyorlar. Ne sadece ekonomik çözüm, ne sadece kimliklere dayalı haklar ve özgürlükler. Her ikisinin de beraber gerçekleşmesi. Bu da bizi Kürt sorununa çözümde "yeni bir anayasa"nın gerekliliğe götürüyor. Güneydoğu halkı, ayrılık değil, bir arada barış içinde, hem bir Kürt olarak hem de Türkiye Cumhuriyeti'nin eşit bir vatandaşı olarak yaşamak istiyor. Yeter ki silahlar sussun, kan dökülmesin. Gençlerimiz ölmesin.

‘Üçüncü yol’ aşınıyorDTP'Lİ BAŞKAN OSMAN BAYDEMİR:
Diyarbakır yanıyor, Başbakan İstanbul’daki Marmaray’ı anlatıyor

Diyarbakır Belediyesi ile AKP hükümeti arasındaki köprüler epeydir atılmış durumda. Bundan da kent halkı zarar görüyor. Örneğin 20 milyon euro'luk AB fonu desteğine sahip katı atık projesi hükümete takılmış. Çevre yolu yapımı da askıda. Kent trafiğini kilitleyen sıradan bir kavşak açılması için bile bürokrasi ayak sürüyor.
Başbakan Erdoğan, Diyarbakır'a geldiği gün protesto amaçlı çöpleri ve bozuk yolları görünce belediyeyi eleştirmişti.
Osman Baydemir ise şöyle konuşuyor: "O gün mesele çöp değildi, kent yanıyordu, helikopter üstümüzde panzerler ile göstericiler birbirine girmiş, Diyarbakır'da yaşam durmuş, biz kimseye zarar gelmesin diye uğraşırken Sayın Başbakan, alay edercesine, İstanbul'un Marmaray'ını anlatıyor. Belediyeyi kötülüyor.
Üstelik şikayet ettiği yollar karayollarına ait. Biz bütçe imkanlarıyla kenti en iyi şekilde yönetmeye çalışıyoruz. Ankara'da havaalanı çıkışındaki protokol yolu 84 milyon YTL'ye mal omuş. Diyarbakır belediyesinin yıllık bütçesi 71 milyon YTL. Hangi koşullarda hizmet yaptığımızı anlayın!"
Siyasete fazla girmiyor Baydemir. Ancak DTP'nin seçimi kazanacağı iddiasında. "Geçen defa yüzde 58.9 almıştık. Bu seçimde yüzde 65'le alırız" diye konuşuyor.
AKP'nin 2007 seçimlerini yüzde 47 ile kazanması ve Güneydoğu'yu DTP ile paylaşması sonucu "zafer sarhoşluğu”na girdiğini savunan Baydemir, Başbakan Erdoğan'ın 2005'te Diyarbakır'da yaptığı konuşmanın aksine, "Kürt sorunu"yla ilgili sözlerini unutması, DTP'yi yok sayması üzerine "sivil siyasetler yerine askeri kanatların güç kazandığını" düşünüyor.
Kuzey Irak operasyonları ve tezkere sonrası bölgede Erdoğan'a duyulan "güven"in azaldığını öne sürüyor.
İmralı'da Öcalan'a yönelik şiddetin, bölgedeki gerilimin artmasında etken olduğu da bir gerçek.
Diyarbakırlı bir vatandaşın gazetede okuduğu, "Vodu bebeği"nden söz ederek, "İmralı'da batan bir iğne bizim canımızı acıtır" demesi ilginçti. Ergenekon davası başlarken İmralı üzerinden ortalığın karıştırılmasına dikkat çekiliyor.