Vandalizm

Başbakan Erdoğan’ın Azerbaycan’da İran Cumhurbaşkanı Ahmedinecad ile görüşmesinde dile getirdiği “Hiç olmazsa Kurban Bayramı’nda bir ateşkes sağlayalım, bunu temin edelim” isteği Müslüman nüfusun mezhepsel kaygılarla acımasızca birbirini katlettiği Suriye’de tarafları akıl ve sağduyuya çağıran barışçıl bir adımdır.
“Arap baharı” Libya’dan sonra en kanlı sonucu Suriye’de doğurdu.
Esad rejimine karşı başlatılan çatışmalarda ölenlerin sayısı 20 bini aşmış. Milyonlarca insan iç çatışmaların tehdidi altında. Sadece Türkiye’ye sığınan Suriyeliler 100 bini aştı. Yaşanan sadece insani bir kıyım değil, ülkenin kültürü, antik mirası, camileri, müzeleri de ABD’nin Irak’ı işgali sonrasında gözlenen “vandalizm”e uğruyor. Halep’te, İdlip’te kutsal mekânlar savaşın acımasızlığı altında, yakılıp yıkılıyor.
Oysa Halep, çok değil beş altı ay önceye dek, tarihi çarşısıyla Gaziantep, Kilis, Hatay’dan günübirlik ziyaret edilen, alışverişe gidilen, turistik bir merkezdi.
İki yıl önce Dışişleri Bakanı Davutoğlu ile Afganistan’a uçarken konakladığımız Şam sokakları gece boyunca ışıl ışıldı.
Suriye’de rejime karşı başlatılan savaş ülkeyi perişan etti.
İnsanlar Kurban Bayramı’nda bile “ateşkes”i düşünmeyecek ölçüde birbirini boğazlıyorlar!
Doğu’dan bakılınca, Batı’da son dönemde “İslamofobi”nin geliştiğinden söz edilir.
İslam dinine, Hz. Muhammed’e hakaret eden yayınlar nedeniyle ABD’yi, Batı’yı protesto eden eylemler yapılır.
Ancak Bağdat’ta, Şam’da yaşanmakta olduğu gibi, Müslüman Arap nüfusun rejim ve mezhep ayrılıkları nedeniyle birbirini kırdığı bir süreçte nedense bu düşmanlığın aynı dine mensup topluluklarca kışkırtıldığı sorgulanmaz!
Camileri bombalayan, kadınları çocukları öldüren, sivilleri kurşuna dizen bir “iç savaş” sona erdiğinde bu yaralar nasıl sarılacak? Esad’ın direnişi bastırma adına yaptığı katliamlar devam ederse, daha kaç yüz bin kişi evinden barkından olacak? Kaç bin kişi ölecek? Kutsal mekânlar yok edilecek?
Dünkü haberlerde vardı: Lahey’de, Bosna savaşında insanlığa karşı suç işlemekten yargılanan Sırp lider Karadziç, “Ne soykırımı? Yaptığım iyilikler için ödüllendirilmeliyim” diye konuşmuş.
Suriye lideri Esad da ülkesi iç savaş batağına sağlanmış haldeyken bile kuşkusuz “isyan”ı bastırmakta olduğu düşüncesiyle hareket etmektedir.
Saddam da 12 yıl direndi.
1 milyondan fazla Iraklı o faturayı canlarıyla ödedi.
Ülke harap oldu ve fiilen üçe bölündü.
Şimdi aynı bedeli Suriye halkı ödüyor.
Oysa iki ülkede de Baaasçılığa dayalı monarşiler, aşamalı bir “geçiş”le kendi halklarını, kültürlerini kıyıma uğratmadan demokratikleşebilirdi.
Türkiye, Mısır, İran ve Rusya’nın katılımıyla yeni bir diplomatik süreç başlatmak istiyor. Ancak önce Başbakan Erdoğan’ın “bayramda ateşkes” çağrısı hayata geçirilmelidir.