Vicdan ve suç

Freud, “İnsan sadece birinden hoşlanmadığı için onu öldürmeyeceğini bilmek zorundadır. Ahlak böyle başlar” der. (Empatinin Yitimi. Arno Gruen)
Vicdan ve suç, toplum içinde birlikte yaşamamızın ahlaki temelleri olarak kabul edilir. Türkiye’de bu insani, toplumsal sözleşmenin giderek bozulduğuna son örnek Mardin Mazıdağı’nda bir köy evinin basılarak, çoğunluğu aynı aileden 44 kişinin acımasızca öldürülmesidir.
Katliam, bir nişan gecesi gerçekleştirilmiş ve “dini tören” sırasında namazda olan erkeklerle, kadın ve çocuklar ayrım gözetilmeksizin kalaşnikof’larla taranmışlardır. Dış basın olayı, “Modern Türkiye’nin yaşadığı en ağır saldırı” diye yorumladı. AB adayı bir ülkede sergilenen ilkelliğin tarifsiz bir kederle değerlendirilmesini anlamak gerekiyor. Ancak “ilkellik” yakıştırması, bu tür olayların “uygar dünyada” yaşanmadığının kanıtı olmadığı gibi, modern toplumların ürettiği “suç”lar karşısında vicdanları onarmaya da yetmiyor. Kimi düşünürler, sosyologlara, siyaset bilimcilere “suç” üreten çağı okuyabilmeleri için şunu söylüyorlar:
“Asıl sorun, insan oluşumuzun hangi kısmını yitirdiğimiz, onu nasıl ve hangi şekilde kazanabileceğimizdir?”
Katliam Güneydoğu’da yaşandığı için, “töre, husumet, kan davası” gibi kadına bakış açısını da içeren; eğitimden, yoksulluğa, bölgesel eşitsizliğe, “koruculuk sistemi”ne uzanan geniş bir tartışmayı içermektedir. PKK ve “Kürt sorunu”ndan kaynaklanan 25 yıllık çatışmanın bölgede ve Türkiye’de neden olduğu “travma”, bu ülkede insan hayatını da, başkalarının hayatına son vermenin ahlak dışı olduğuna ilişkin “insanca” dürtüleri de değersiz kılmaktadır. 15 dakikada, 44 insan katledilmiştir.
Köyü basan saldırganların olaya ilk anda bir “PKK saldırısı” görüntüsü vermeye çalıştıkları anlaşılıyor.
Ancak Çelebi ailesinden hayatta kalanlar, “hasımları”nın kimler olduğunu biliyor.
Acı olan, PKK’nın da silah bırakması yönündeki baskıların arttığı bir dönemde Mardin gibi epeydir bu tür şiddet olaylarının yaşanmadığı bir ilde, artık PKK’nın bile başvurmadığı şekilde toplu katliama başvurulmasıdır. 25 yıllık çatışmalı dönem ne yazık ki “toplumsal bir şizofreni”ye yol açmıştır.
Başka canlıların acısını hissetme yetisi gibi insanı insan yapan duygular giderek aşınmaktadır.
Suçu önlemeye dönük vicdani duvarlar yıkılıyor. Empati ortadan kalkıyor.
Mardin’de 4-5 kişi nişan evini, kanlı bir film setine çevirebiliyor.
İstanbul’da Münevver Karabulut cinayetindeki gibi, bir genç kızın cansız bedeni parçalanarak çöp konteynerine atılabiliyor. Acaba, sorgulamamız gereken “ilkellik” mi, yoksa tüm değerleri altüst eden, insanlığımızı tüketen “uygarlık” sorunları mı? Neden şiddetin kurbanı olduk? İnsan olmanın anlamını kavramakta neden çaresiziz?!