Yeni ruh hali

Yeni ruh hali


Herald Tribune’de Yunanistan’ın AB üyesi olduktan sonraki kazanımlarını yorumlayan William Pfaff imzalı makalenin finali, Osmanlı’nın son dönemindeki ‘hasta adam’ yakıştırmasına yeniden uğrayan Türkiye açısından hayli iyimser mesajlar yüklüydü:
"AB’ye giriş, Yunanlılara birçok kapıyı araladı. Kendine güvenli bir uluslararası rol üstlenen ülke, bu sefer Avrupa’ya açık bir portre çiziyor.
Yeni ruh hali şimdi de Türkiye’yi etkisine aldı. Ülke bir ekonomik krizle mustarip olduğu için, Kıbrıs meselesi henüz çözümlenebilmiş değil. Muhtemel bir Irak savaşının Türkiye açısından da, ABD’nin AB ile ilişkileri yönünden de ciddi sonuçlar doğurması bekleniyor.
Ancak her şeye rağmen Yunanistan ve Türkiye’ye genel olarak baktığınızda, manzara her zamankinden olumlu gözüküyor."
Türkiye’nin ‘yeni ruh hali’ni irdeleyen bu analizde yaklaşan seçimlere de yer verilmiş. Kemal Derviş’in şimdi AB’ye katılımı öngören yeni bir oluşumda çalışmaya başladığı belirtilerek şu değerlendirme yapılıyor:
"Ordunun politik yönü ülkenin AB yolundaki temel engellerden biri. Diğeri ise din konusu. Avrupa’nın entelektüel çevreleri çokkültürlülüğü savunsa da, İslami köktendinciliğin etkin olduğu bir ülkeyi AB’ye dahil etmek sorunlu görülüyor. Bu önemsiz mesele değil. Beş yıl önce Türkiye’de bir İslamcı hükümet ordunun dolaylı müdahalesiyle iktidardan düşürülmüştü. İslami parti seçimlerden başarıyla çıkacak gibi görünüyor. Öte yandan kasımdaki siyasi manzaranın bugüne kadar olduğundan çok daha farklı bir hal alması da bekleniyor."
Yunanistan AB’ye 1967’deki askeri darbenin etkileri kalktıktan sonra 1981’de girdi. Türkiye ise o tarihte 12 Eylül’ü tüm sonuçlarıyla yaşıyordu. 20 yıl sonra AB trenini tekrar yakaladık.
Yıl sonundaki Kopenhag zirvesinde ‘müzakere takvimi’ alabiliriz.
TBMM 29 Temmuz’da ‘olağanüstü’ toplantıya çağrıldı.
İstenirse ‘eş zamanlı’ bir çalışma programıyla hem AB yasaları gündeme alınabilir hem de 13 maddelik paket çıkarıldıktan sonra 3 Kasım’da erken seçime gidilebilir.
Yabancı gözlemcilerin de yakaladığı Türkiye’deki ‘yeni ruh’ halini hala ‘AB umudu’ ayakta tutuyor.
Derviş neden hala kararsız ve bir partiyle yola çıkmadan önce tüm siyasi liderleri turluyor?
2002’de ekonomi bu haliyle borçları çevirebilse bile 2003’te ne olacağı belirsiz. Türkiye’nin son beş yıldaki iç ve dış borç faizlerin tutarı 145 milyar dolara, yani toplam ulusal gelirinin tamamıyla ancak karşılanabilecek rakama ulaşmış.
AB süreci elbette ekonomiyi tek başına bu bataktan çıkarmaz ama Türkiye iki seçim dönemi (10 yıl) Batı’yla bütünleşme hedefi doğrultusunda ilerleyip yeni yatırım alanları yaratabilirse yılda 6 - 7 kalkınma hızıyla genç kuşaklara gelecek umudu yaratabilir.
AB uyum yasalarına Meclis’te iki üç hafta zaman ayrılırsa seçim kaçmaz!
Zaten bu partileri anlamak da mümkün değil.
Tayyip Erdoğan’ı iktidara getirmek için niye bu kadar acele ediyorlar?