YOL YAKINKEN

Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner ve 3 kuvvet komutanının Askeri Şûra öncesi istifaları Cumhuriyet tarihinde bir ilk olarak kayda geçti.
Gelenek bozuldu.
27 Mayıs’la başlayan darbeler tarihinde geleneksel olan; genelkurmay başkanlarının ordu komutanlarını da yanlarına alarak, seçimle iş başına gelen hükümetleri ‘muhtıra’, doğrudan ya da ‘postmodern’ darbeler yoluyla iktidardan uzaklaştırma uygulamasıydı.
1960’tan bu yana neredeyse her on yılda bir ordu TSK İç Hizmet Yasası’nın 35. maddesindeki ‘Cumhuriyeti koruma kollama’ görevini Milli Güvenlik Siyaset belgelerinde yazılı ‘iç tehdit’le mücadelede başarısız(!) buldukları yönetimlere son vererek yerine getirdi.
Şimdi ilk defa bir Genelkurmay Başkanı Ergenekon, Balyoz, İrtica ile Mücadele Eylem Planı, İnternet Andıcı gibi ordu mensuplarının sanık oldukları dava süreçlerinden yakınarak, suçlanan personelin ‘hak ve hukukunu koruyamadığı’ gerekçesiyle istifa ediyor.
Koşaner ve 3 kuvvet komutanının emeklilikleri ‘darbeci’ geleneğin tersyüz edilmesi bakımından da ‘ilk’tir.
Başbakan ve Cumhurbaşkanı, haklarında ‘darbeye teşebbüs’ten dava açılmış askerleri -suçlamalar henüz yargıda olsa da- Ağustos Şûrası’nda terfi ettirmeyeceklerini Koşaner’e bildirmişler. Genelkurmay Başkanı bu ‘sıkıntılı’ durumdan 2013’e dek sürdüreceği görevinden istifa ederek kurtulma yolunu seçmiştir.
Geçmişte olsa tersine bir baskı başbakanlar, cumhurbaşkanları üzerinde yoğunlaşırdı.
12 Mart Muhtırası’nda Demirel Hükümeti Genelkurmay Başkanı Tağmaç ve komutanlarca istifaya mecbur bırakılmış, Demirel muhtıraya direnmediği için ‘şapkayı alıp kaçmakla’ eleştirilmiştir. Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay, ‘Beni de devreden çıkardılar’ diyecektir!
12 Eylül 1980 darbesinden önce bu kez Evren Genelkurmay Başkanı olarak ordunun ‘uyarı mektubu’nu dönemin Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’e iletmiştir.
Korutürk mektubu geri çevirmek, müdahaleye karşı koymak yerine askerlere, kendi görev süresinin sonunun beklenmesini tavsiye etmiştir!
28 Şubat ve 27 Nisan’ı hatırlatmaya gerek yok. Son dönemde sadece Hilmi Özkök 2003-2004 darbe planlarına Genelkurmay Başkanı olarak ‘hayır’ dediği için sonradan açılan davalar ‘teşebbüs’ suçlamasında kalmıştır.
Şimdi bu davalar görülüyor.
Elbette yargı süreci tamamlanmadan, kimseye haksızlık yapılmamalı.
Askerlerin de 1960’la başlayan darbeler tarihinden şu dersi çıkarmaları gerekiyor.
Ülkeyi yönetmek Silahlı Kuvvetler’in görevi değildir.
Demokrasilerde ordunun asli görevi ülkeyi dışa karşı savunmaktır.
Yol yakınken artık hükmünü kaybetmiş 35. madde de kaldırılmalıdır. Yeni Anayasa sürecinde AB ülkelerinde olduğu gibi Genelkurmay Milli Savunma Bakanlığı’na bağlanmalıdır.
Ordu o zaman gereksiz yıpranmaların odağı olmaktan kurtulur.
Demokrasi güçlenir.