4C’LİYİM MUTLUYUM 4C’LİYİM MUTSUZUM

4/C’de çalışan ve TEKEL’cileri destekleyen Figen Ekinci, 4/C’de çalışan ve TEKEL’cileri iknaya uğraşan İdris Emirzeoğlu, iki hafta içinde hayatının kararını verecek olan TEKEL’ci Şinasi Uludoğan’la 4/C’yi tartıştık...

Bu haftaki SORU-CEVAP’ta konumuz TEKEL işçileri, ama konuğumuz bizzat “damdan düşenler”: Figen Ekinci ve İdris Emirzeoğlu.
İkisi de 4/C’li. TEKEL işçisinin bu 31 Ocak’tan itibaren önüne konan 4/C mönüsünü ikisi de 2006’da tatmış, ikisinin de ağzı yanmış. Ama enteresan olan; biri şimdi TEKEL işçisine “Ben yandım, sakın sen yanma” diyor; diğeri “Ben biraz yanmazsam, sen biraz yanmazsan hepimiz tam yanarız” diyor. TEKEL’cilere farklı akıllar veren bu iki 4/C’linin tartışmasını TEKEL işçisi Şinasi Uludoğan’la birlikte dinledik. Sonunda da Uludoğan’a “Aklınız hangisine yattı?” diye sorduk. TEKEL işçisinin, Başbakan’dan sendika başkanlarına kadar herkese başka bir ufuk açması muhtemel o yanıtını yarın okuyacaksınız. Bugün ise Ekinci ve Emirzeoğlu’nun zevkli ve hayli öğretici tartışmalarından ancak sayfamıza sığdığı kadarı:

Telefonda size “4/C’yi savunacak bir 4/C’li arıyoruz” dediğimizde siz “En iyi ben savunurum, ama bence de 4/C köleliktir” dediniz. Hem kölelik diyorsunuz, hem de savunuyorsunuz; neden?
İdris Emirzeoğlu: Hemen şöyle anlatayım: Özelleştirmelerden sonra benim bir arkadaşım 45 yaşında işsiz kalınca gitti asgari ücretle elektrik direklerinde iş buldu. Ve bir gün direğin tepesinden düşüp beyni parçalandı o arkadaşımın. Yine özelleştirme mağduru başka bir arkadaşım eşiyle çocuklarıyla babasının ahırına taşındı, o çocuklar aylarca ahırda seyyar kablolar arasında yaşadılar.
Niye oldu bunlar? Çünkü 92’den beri bütün siyasi partiler bize “Alın tazminatınızı, gidin başınızın çaresine bakın” demişler. Biz 40-45 yaşından sonra nasıl iş bulalım? O fabrikalarda biz yatmamışız ki... Ya bel fıtığı olmuşuz, ya boyun fıtığı, ya böbrekleri yitirmişiz, kulaklarımız işitmiyor. Ama bu hükümet hiç olmazsa 4/C’yi veriyor bize. Sırf bu nedenle ben ve üç arkadaşım 2006’da gidip Başbakan’a plaket yaptırdık, teşekkür ettik.
Figen Ekinci: 4/C’nin ne olduğunu bilmediği halde gitti, teşekkür etti İdris Bey. Sonra da bize diyorlar, “Zamanında siz kabul ettiniz” diye.
İdris: Bilmediğim için değil, o ahırdaki arkadaşıma asgari ücretle de olsa devlet bir iş verdiği için. O beyni dağılmış arkadaşım daha o direğin tepesine çıkmayacağı için. Benim gibi başkaları da parmaklarını iş makinelerine kaptırmasın diye.

‘İş güvencemiz var mı?’
Figen: Peki bizim 4/C’yle çalıştığımız resmi dairelerde iş güvencemiz var mı? Yok! Sertifikası olmayan adama kalorifer yaktırıyorlar. Başına bir iş geldi mi kim sahip çıkacak? Şimdi de risk yok mu?
İdris: Ama işsiz olup, aç kalmak daha mı iyi? Ben işsizken çocuğum hastalandı mı yüz kızdırıp başkasının sağlık karnesiyle ilaç yazdırmaya çalışıyordum; TEKEL’ci arkadaşlarımız yaşadı mı bunları? Ben bu kardeşlerimizi asla hakir görmüyorum, haşa! Onlara ateş gibi içim yanıyor. Vallahi Trabzon’da oturup yemek yerken gözlerimden yaş geliyor, ağlıyorum, ama...
Figen: Ama o zaman “4/C’yi kabul etsinler” demek yerine bence TEKEL’ci arkadaşlarımızı bilinçlendirip “Arkadaşlar biz bilmediğimizden, çaresizlikten 4/C’ye geçtik, siz bize bakın, sakın eyleminizden dönmeyin” dememiz gerekiyor. Çünkü biz de 4/C’nin ne zehir zıkkım bir şey olduğunu ancak tadına baktıktan sonra öğrendik.

Siz de 4/C için ‘zehir zıkkım’ diyor musunuz?
İdris: Tabii ki.
Figen: Zaten ben artık sıtmayı da geçtim, meğer bizi ölümü gösterip kansere mecbur etmişler, diyorum.

‘Bana göre tek suçlu Türk-İş’
Kim mecbur etmiş?
Figen: Burada bana göre tek suçlu Türk-İş’tir. Yıllarca benim aidatımı alan Türk-İş, kurumum satıldığında mutlaka masaya oturmuştur. O zaman hükümete diyecekti ki “Bu insanlar özlük haklarıyla emekli olana kadar bu şartlarda çalıştırılacak ve sokağa bırakılmayacak.” Hükümet de satın alana “Madem bu kurumu uygun fiyata aldın, gel bu sorunu birlikte çözeceğiz” diyecekti. Ama Türk-İş beni savunmadı. En başından böyle bir çözüm olabilirdi, olmadı. Hepimiz işsiz, aç, susuz kaldık. Sonunda öyle bir çaresizlik içindeyken bu 4/C karşımıza çıktı ki, “İyi ki 4/C varmış” diye şükrettik. Oysa aslında değişen hiçbir şey olmadı.

‘Değiştirmek gerekiyor’
Nasıl devletten atıldıktan sonra yıllarca özel sektörde amirin iki dudağın arasında, düşük ücretle çalıştıysam, meğer 4/C de onun aynısıymış. Buna şükretmek değil, bunu değiştirmek gerekiyor.
İdris: Yalnız burada bir noktayı aydınlatayım. Türkiye’de 4/C beş yıldır uygulanıyor; peki beş yıldır hiç sözleşmesi feshedilen oldu mu?
Figen: Ben buna katılmıyorum. Birincisi, eğer bugün Devlet Personel Başkanlığı veya Bakanlık senin sözleşmeni yenilemezse ne yapabilirsin? Yaşadık bunları. Hiçbir garantin yok. İkincisi, tehditlerle çalıştırılan arkadaşlarımız var. 4/C sözleşmesine ‘tahsiline göre iş yapacak’ diye bir madde konmamış ki... Mesela ben üniversite mezunuyum, ama amir bana “Paspas yapacaksın, yapmazsan sözleşmeni feshederim” diyor. Ne yapabilirim? Hayatım amirin iki dudağı arasında değil mi?

Ne diyorsunuz?
İdris: Arkadaşım kesinlikle haklı, bunu ben de Sayın Çiçek’e Adalet Bakanı’yken söyledim. “Diyelim ki bakanlığınızdan düştünüz; oldu ya gelen hükümet sizi çocuğunuzun okuduğu okula müstahdem olarak gönderdi, ne hissedersiniz bir baba olarak?” dedim. Çünkü bizim çocuklarımız da geçmişte bizim için “Ustabaşı”, “Teknisyen” diyordu, şimdi okulda müstahdemsin. Müstahdemleri aşağıladığım için söylemiyorum; onlar da bizim kardeşimiz. Ama o sıkıntıyı bir 4/C’linin hissettiği de ayrı bir geçek.
Figen: Üstelik 4/C’li eşit işe eşit ücret alsa belki onu da hissetmeyebilir. Örneğin Milli Eğitim’de çalışan bir müstahdem arkadaşım en düşük 1 milyarın üstünde maaş alıyorsa ve paspası onunla birlikte ben üniversite mezunu olarak yapıyorsam, bana 600 lira veriyorsa, işte o iş benim onurumu kırar.

‘4/C’li kızı da kimse almıyor’
Yani mesele sadece paspas meselesi değil?
Figen: Değil, asıl mesele aynı işi yapıp, yarı ücretini alma meselesi. O da yetmezmiş gibi seni en fazla 11 ay çalıştırıp, bununla 12 ay yaşayacaksın diyorlar. Çünkü sen 4/C’lisin... Mesela bir bankaya gidiyorsun, kredi çekeceksin, 4/C’lisin, kredi alamazsın. Ancak araya birini sokarsan. Değil kredi, 4/C’liye kız bile vermiyorlar veya 4/C’li kızı oğluna almıyor kimse. Benim arkadaşım evlenmek için kız arıyor, 4/C’li hoş bir bayan arkadaşım var, önerdim, “Kadrolu mu?” diye soruyor. 4/C’linin psikolojisini yaşamayan asla bilemez.

4C’LİYİM MUTLUYUM 4C’LİYİM MUTSUZUM

‘Yaşam standardı tamamen değişecek’
Mesela TEKEL işçisi Şinasi bey mart ayından itibaren 4/C’ye geçerse nasıl bir psikoloji yaşayacak sizce?
Figen: Bugüne kadar Şinasi Bey’in kendine göre bir yaşam standardı vardı, değil mi? Ama mart ayından sonra çocuğunun okulu değişecek, görüştüğü aileler değişecek, kiracıysa oturduğu mahalle değişecek, alışveriş yaptığı bakkalı değişecek. Ve Şinasi Bey ne sıkıntı yaşıyorsa onun bakkalı da ev sahibi de elektriği suyu da her şeyi eskisinin altına düşecek.

Bu geçişe uyum sağlayamayıp 13 kişinin intihar ettiği, pek çoğunun hastalandığı, boşanmalar olduğu söyleniyor; doğru mudur bunlar?
İdris: Doğru, ama bakın şu da doğru: Bu hükümet 92’de özelleştirilene dahi sahip çıktı, kimseyi sokakta aç, açıkta bırakmadı.
Figen: Ama önünde daha iyi örnekler vardı, o örnekleri uygulayarak da sahip çıkabilirdi. Mesela 57’nci hükümet Nisan 2002’de, ki krize rağmen, 1800 özelleştirme mağdurunu kamuya yerleştirdi; 3 Kasım’dan sonra da yeni hükümet aynı formülü uygulayamaz mıydı?
İdris: Ama deniz bitti. Türkiye’de 56 milyar dolarlık özelleştirme yapıldı. Yani devletin daha işçi olarak çalıştırabileceği bir fabrikası, bir kuruluşu kalmadı.
Figen: Deniz bittiyse o zaman hükümet 22 Temmuz seçimlerinden önce 218 bin geçici işçiyi nasıl kadroya geçirdi? Üstelik sadece 218 bin de değil, bir örneğim daha var. Özelleştirmeden gelmeyen, ama 4/C statüsüyle Diyanet’te çalışan arkadaşlarımız vardı. Bunları kendi bünyelerinde 4B statüsüne geçirdiler. Aynısını TRT’de de yaptılar. Bitmedi, bir de Meclis’te çalışan 4/C’lilerin ücretlerine geçen sene bir iyileştirilme yapıldı. Şimdi neden oradaki 4/C’lilerin sesi çıkmıyor, çünkü tuzu kuru herkesin. Onlara farklı bir statü veriyorsun beni kenara atıyorsun. Peki ben bu devletin gayrimeşru çocuğu muyum?

Gözden ırak olmayacaksınız demek ki, ama aslında Tek Gıda-İş Sendikası da kendilerini sizden ayırıyor. “Biz özelleştirilmedik, kapatıldık. Bize ayrı muamele yapın, 4/C’ye almayın” diyorlar.
Figen: Burada bencillik var. Bence Başbakan’ın bu konuda söylediği en doğru söz de bu: “Bu sadece TEKEL’cilerin sorunu değil Türkiye’de özelleşmiş ve özelleşecek kurumlardan gelen herkesin sorunu” dedi, çok hoşuma gitti. Ama sonra “70 bin kişi olacaklar” deyince tabii benim şalterlerim yine attı. O zaman ben de sormak istiyorum; Sayın Başbakanım bu 218 bin kişiyi kadroya alırken bu 70 bin kişi aklınızda hiç yok muydu sizin?
İdris: Peki ben de sorayım: Tek Gıda-İş Genel Başkanı Mustafa Türkel sigara fabrikaları özelleştiği zaman genel başkan değil miydi? 4/C ilk kabul edilirken yönetimde değil miydi? O zaman niçin eylem yapmadı, şimdi ne oldu? Söyleyeyim; çünkü Sayın Türkel şu anda siyasi davranıyor ve bu arkadaşları hükümete karşı kullanıyor.
Figen: Tam tersine, Mustafa Türkel bu eylemi istemiyor bile. Bu kadar kafası karışık insan varken “Referandum yapacağım, eylemin devamına öyle karar vereceğim” demek, ne demek?

İşçiyi kim yönlendiriyor?
Hemen size soralım; sendika mı sizi, siz mi sendikayı yönlendiriyorsunuz?
Şinasi: Başından beri bu eylem işçinin inisiyatifinde gelişmiştir. İşçi eylem istediği için, sendika mecbur kaldı. Biz Ankara’ya Türkel çağırdığı için gelmiyoruz. Kendi özgür irademizle geliyoruz.
İdris: Bence o noktada işçi kardeşlerimiz yanlış yönlendirildiler. Zamanında biz de eylem yaptık, ama hükümete karşı yapmadık. TEKEL işçileri ise hükümete karşı eylem yapıyor.

İyi de kim sizin hakkınızda istemediğiniz bir karar veriyorsa ona karşı eylem yapılır; normal değil mi?
İdris: Hayır, biz Türk-İş’e karşı yaptık. Ve o Türk-İş Başkanı Salih Kılıç bizi memleketlerimize giderken dahi “Sakın memlekette Ak Parti aleyhinde en ufak bir söylem ve eylem içine girmeyin, çünkü düzenlemeyi yapacak olan bu hükümettir tek başına bir iktidardır” diye uyarıyordu. Doğrusu da buydu.

Siz gerçekten bu eylemi siyasilerin veya marjinallerin yönlendirdiğini mi düşünüyorsunuz?
İdris: Bakın Trabzon’da bir sivil komiser biber gazını niye sıktılar dediğimde bana “Siz oradaki polisin psikolojisini anlayamazsınız” dedi. “DTP milletvekillerini yanlarına almışlar, polis bunu hazmedemedi” dedi.
Figen: Asıl Habur’da PKK’lıları karşılarken niye tepki göstermediler öyleyse? Hayır, Abdi İpekçi’de kesinlikle provoke olacak bir şey yoktu. Aramıza gelenlere gelmeyin diyemeyiz. Ama ne ÖDP, ne İP, ne BDP, ne SP, ne TKP... Hiçbiri bayrağıyla, pankartıyla gelmesin. Geleceklerse kişi olarak gelsinler. Buna biz de karşıyız. Örneğin geçenlerde bir grup geldi, Başbakan’a küfürlü slogan atmaya kalktı, ama bizim TEKEL işçisi arkadaşlarımız hemen o çocukları yakalayıp, ağızlarını kapatıp, dışarıya attılar. Allah için, TEKEL işçisi o konuda çok bilinçli.

SON 15 GÜNDE NE YAPSINLAR?
Son 15 güne girildiğini de göz önüne alırsak TEKEL işçisi sizce en az neye razı olmalı; ne yapmalı?
Figen: TEKEL’cinin elinde bir fırsatı var, halihazırda mücadele devam ediyor. Bir kere bu fırsatı iyi kullanmalı. Eylemden asla vazgeçmemeli, ama hedefi de doğru koymalı. İşçi statüsünde kalmakta ısrar etmeleri bence artık gerçekçi değil. Bence artık hedef 4/C’nin şartlarını iyileştirmek olmalı.

Ne yaparak?
Figen: Önce Türk-İş Başkanı’yla oturup konuşacaklar. “Şimdiye kadar biz bir yere işçi olarak geçmek istedik, ama 4/C adını da kabul ediyoruz” diyecekler. Sonra kendileri bir komite oluşturup bizzat kendileri Başbakan’la görüşecekler. İsteyecekleri de çok net olacak: 1- Eşit işe eşit ücret. Aynı masada çalıştığım arkadaşla aynı işi yapıyorsam aynı parayı almalıyım. 2- Oradaki arkadaşımın tahsiline göre konumu neyse ben de tahsilime göre bir kadroda çalıştırılmalıyım. 3- Sözleşmedeki esnek maddeler kaldırılmalı. Amirin keyfine göre olmaz.

‘Devlet benim babam tabii’
Sendikal hak?
İdris: O hak verildi artık.
Figen: Ama AKP vermedi, biz mahkemeden zorla gidip kendimiz aldık. 4- Sözleşmeye de bu madde konulmalı; biz işçi sendikasından mı olacağız, memur sendikasından mı? 5- Mesai davası açtık, kazandık, ama uygulama yapmıyorlar. Hadi onu da uygulasınlar. 6- “11 aydan fazla çalışamaz” maddesi kalkmalı, çalışma süresi 12 aya çıkarılmalı. Son olarak da bizi çalıştığımız yerde ezdirmesinler. 4/C’lileri resmen cüzamlı gibi görüyorlar. İzin almaya gittiğinde dahi mecbur ezilip büzüleceksin.

Peki “Figen Hanım bunları bizden istiyorsunuz da, özel sektörden atılsaydınız kimden isteyecektiniz? Devlet sizin babanız mı?” dense?
Figen: Evet, babam. Eğer Anayasa’da “sosyal devlet” yazıyorsa bir yerde babamdır da. Ben mi zamanında bu kadroları açtım; devlet açtı. Ben mi oralara gereğinden fazla adam soktum; devlet soktu. Sonra oraları ben mi özelleştirdim; devlet özelleştirdi. İşsizliği bu hale ben mi getirdim; devlet getirdi. O zaman şimdi bana da kendi bir çare bulacak. Ben onun vatandaşıyım.

‘Başbakan’dan özür dilesinler’
Şimdi geldik İdris Bey’e... Sizce şu iki haftada TEKEL işçisi ne yapmalı?
İdris: Üç buçuk yıl bu mücadeleyi vermiş, Başbakan’ı da, bu hükümeti de, Türk-iş’i de iyi bilen biri olarak ben diyorum ki; TEKEL’ci arkadaşlarımız eğer eylemlerini hükümete değil, Türk-İş’e karşı yapmış olsalardı şu ana kadar istediklerini alırlardı. Onun için ben derim ki, Başbakan’ın üzerine gideceklerine, ondan özür dilesinler.

Sizce TEKEL işçileri özür dilenecek bir şey yaptı mı?
İdris: İşçi kardeşlerimin değil, ama sendika genel başkanlarının yaptığını düşünüyorum. Bunu da sadece bir uyar yol bulunması için söylüyorum. Başbakan’ın düşünce yapısını, psikolojisini hesaba kattığım için... Bu işin olmazsa olmazı bu.
İkinci olarak bu 15 gün içinde işçi kavramından feragat edecekler, çünkü Başbakan’ın geri adım atmayacağını bütün dünya biliyor. Davos’a bile gitmedi. Dolayısıyla “Sayın Başbakan biz 4/B’ye razıyız” diyecekler. Ama baktılar ki Başbakan yine yanaşmıyor o zaman en azından eşit işe eşit ücret politikası gereği tüm 4/C’lileri şu TBMM’de çalışanlar konumuna getirsinler, yeter.

Sizce de yeter mi?
Figen: Yetmez. Bence 218 bin kişiye, Diyanet’tekilere, TRT’dekilere ne uygulama yaptılarsa TEKEL’ciler de aynısını istemeliler. Ama baktı ki olmuyor, en son çare Meclis’te çalışanlar gibi yapılsın.

Peki diyelim ki hükümet daha başka hiçbir şey vermedi ve bu eylemdeki bütün işçiler 15 gün sonra mecburen sizin gibi 4/C’ye geçti; sizce hükümet gönül rahatlığıyla “Bu sorunu da hallettim” diyebilir mi?
Figen: Elini vicdanına koyan kimse diyemez.
İdris: Bunu bana sormayın, ben de sonuçta devlette çalışan bir memurum.

ÖLÜNÜZ DİRİNİZDEN DAHA PAHALI:
Figen Ekinci 1970, Malatya doğumlu. Yüksekokul mezunu. İki çocuk annesi. Mersin Gima’da reyon memuruydu. Özelleştirmeden sonra, 1999’da işten çıkarıldı. Altı yıl boyunca güvenlik görevinden aşçılığa kadar çeşitli işlerde çalıştı. 2006’da 4/C statüsüyle bir devlet dairesinde evrak memuru olarak işe başladığında çok mutlu oldu. Sadece bir ay sonra ise artık tam bir 4/C karşıtıydı. O günden itibaren kendisi gibi 13 bin 800 4/C’liyle birlikte şartların iyileştirilmesi için mücadele veriyor. TEKEL’cilere mesajı: “Ölümü göze alın, ama sakın bu mücadeleyi bırakmayın. Çünkü ölünüz dirinizden daha pahalı.”

BU TÜFEKLE O HEDEFİ VURAMAZSINIZ:
İdris Emirzeoğlu 1966, Trabzon doğumlu. Endüstri meslek lisesi mezunu. İki çocuk babası. Trabzon Çimento Fabrikası’nda motor ustaydı. Özelleştirmeden sonra, 1999’da işten çıkarıldı. Altı yıl çeşitli işlerde çalıştı. Bu arada iki parmağını makineye kaptırdı. 2006’da Trabzon Valiliği’nde 4/C‘li memur olarak işbaşı yaptı. 31 Ocak’tan sonra Trabzon’daki üç TEKEL’ciyi 4/C’ye ikna etti. İki dönem Ak Parti Pelitli teşkilatında görev alan Emirzeoğlu siyasi konumunu “bir Ak Parti sempatizanı” olarak tanımlıyor. TEKEL’cilere mesajı: “Elinizdeki iki kilometre menzilli tüfekle beş kilometre uzaktaki hedefi vuramazsınız. O halde siz hedefe yaklaşacaksınız. İşsiz kalmaktansa 4/C’yi kabul edin.”